Ey gül - 2-
Benim için gül ne demek diye sorarlar Dünyayı göğsüme sığdıran Ve güneşi her sabah Gülüşüyle doğuran Bir nûr derim Hecelerin bileklerinden tutup Vadilerden şiirler Aynalardan Beton duvarlardan sıyırıp yeni bir ben inşa eden. Benliğim yaratılır gül yapraklarından Araftan, Arafat’tan Hira’dan Melekler kanatları ile okşar yeni bir ben Gül demek Yeni bir ben Demek.
Şiir
"Cihân fânîdir, ondan el çekip ukbâya tâlib ol, Ki fânî mülke meyl etmek, akıllı kâra sığmaz hiç." Fuzuli
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sanatın şahidi ve çekirdeğin aynası
Bir sarayın duvarına asılmış harika bir harita düşün ki o haritanın her bir köşesinde koca bir memleketin yolları nehirleri ve şehirleri milimetrik bir hassasiyetle çizilmiş olsun. Akıl sahibi hiçbir insan o muazzam haritanın kendi kendine oraya çizildiğini veya mürekkebin tesadüfen dökülerek o kusursuz yolları oluşturduğunu iddia edemez zira haritadaki her bir çizgi arkasındaki yüksek bir coğrafya ilmini ve mahir bir ressamın elini ilan eder. İşte aynen bu misal gibi koskoca bir çınar ağacının bütün dalları yaprakları meyveleri ve geleceği tırnak kadar küçük ve kuru bir çekirdeğin içine o muazzam harita gibi sığdırılmıştır. O kuru odun parçası andıran çekirdeğin içinde koca bir ağacın kader programını yazmak ve onu toprağın altında şaşırmadan büyütmek ancak kainatı tek bir nokta gibi gören o sonsuz ilim ve mutlak kudret sahibi olan Allah'ın sanatı olabilir. İnsan kalbi de bu kainat sarayındaki en harika en derin haritadır ve her bir zerre üzerindeki parıltıyla o baki sanatkarın isimlerini yansıtır. Sen aynadaki o geçici ışıklara takılıp kaldığında haritayı sadece bir kağıt parçası sanıp arkasındaki o muazzam mülkün sahibini unutmuş olursun oysa fani olanın solması bakışını o sönmez güneşe çevirmen için kalbine dokunulan şefkatli bir ikazdır. Elif gibi dik durup hakikatin peşine düşen bir ruh kendi acizliğini ve fakirliğini anladığı an bir vav gibi bükülerek o sonsuz rahmetin önünde eğilir ve gerçek hürriyete kavuşur. Dünyayı ve onun içindeki fani mahbubları o baki olanın namına ve birer ilahi sanat eseri olarak sevdiğinde kalbindeki o kırılgan cam parçaları elmas bir hakikate dönüşür ve her bir sevdiğin ebedi birer dost olur. Bismillah diyerek adımladığın bu hayat basamaklarında karşına çıkan her bir darlık ve her bir zorluk aslında o çekirdeğin toprak altında
bu hayat ve bu dünya bizi kovmadan evvel ve haydi dışarıya demeden, biz kemal-i izzetle, Allah'a ısmarladık deyip izzetimizle bu fâni zevklerimizi bırakmalıyız.
Ağlatır beni dünya ehlinin acımasızlığı; bu fâni alem için beklentiye giren kalbime de kırgınım. Cahit Zarifoğlu
Şiir
Zamanın Kalbine Düşen Secde: Cuma Hafta boyunca insan, görünmeyen bir değirmenin taşları arasında öğütülür. Saatler omuzlarına yük olur, yollar uzar, sesler çoğalır. Kalbin üzerinde ince bir toz tabakası birikir; fark edilmez belki ama ruh, sessizce yorgun düşer. İşte tam bu sırada, zamanın içinden yükselen kadim bir çağrı duyulur: Cuma. Cuma, takvimin bir yaprağı değildir sadece. O, göğün yeryüzüne açtığı bir pencere, sonsuzluğun zamana bıraktığı bir işarettir. Günlerin birbirine benzediği yerde bir nur çizgisi gibi belirir; insanı kendi içine, kendi özüne, kendi hakikatine çağırır. Minarelerden yükselen ezan, yalnızca bir ses değildir. O, kalbin unuttuğu dili hatırlatan bir yankıdır. Şehrin gürültüsünü yaran, çarşıların telaşını susturan, dünyanın omuzlarımıza yüklediği ağırlıkları bir anlığına yere bıraktıran ilahi bir nefestir. İnsan o çağrıyla birlikte yürümeye başlar. Belki bir sokağın köşesinden, belki kalbinin en uzak kıyısından... Camiye varıldığında sadece bedenler değil, dağılmış ruhlar da bir araya gelir. Saflar kurulur. Omuzlar birleşir. Farklı hayatların hikâyeleri aynı sessizliğin içinde erir. Zenginlikler, yoksulluklar, makamlar, isimler; hepsi kapının dışında kalır. İçeride yalnızca kul vardır. Ve Rab. Cuma namazı, insanın kendisiyle yeniden tanıştığı bir aynadır. Secdeye kapanan alın, toprağa değil, hakikate dokunur. Çünkü secde, insanın küçülmesi değil; sonsuzluğun karşısında gerçek büyüklüğünü idrak etmesidir. O an kul, dünyanın merkezinde olmadığını anlar. Ve işte bu anlayış, ona bütün dünyalardan daha geniş bir huzur verir. Hutbe okunurken kelimeler yalnız kulaklara değil, zamana da söylenir. Asırlardır aynı göğe yükselen duaların izleri dolaşır kubbelerin altında. Geçmişle gelecek, bir anlığına aynı nefeste buluşur. İnsan kendisini yalnız
Edebiyat