Buraya, altının gücünü ve etkisini kaynağında, gerçek ortamında daha iyi hissedip anlayabileceğim düşüncesiyle gelmiştim. Ama bu çılgınlığın anlamsızlığını ancak o sarı külçeye, binlerce elin emeğinin izlerini hâlâ taşıyan altın parçasına hiçbir huşu hissetmeden dokunduğum an anladım; soğuk, sert bir metalden başka bir şey değildi. Hiçbir titreşim, hiçbir sıcaklık geçmedi ellerime, hiçbir coşku uyanmadı içimde, hiçbir huşu dolmadı ruhuma. Ve o ulu, aydınlık kiliseleri yaratabilen, onlarda ebediyetin fani mirasını, sanatı ve inancı huşuyla muhafaza edebilen insanlığın, aynı insanlığın nasıl olup da bu çılgınlığa hizmet edebildiğini anlayamadım.
Sayfa 239 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Felsefeci bir adam bu cihete bakarsa görür ki: Bütün canlı mahlukat -insan olsun, hayvan olsun- kafile be-kafile büyük bir sür'atle o cihete gidip kaybolurlar. Yani, ademe gider, yok olurlar. Kendisinin de o yolun yolcusu olduğunu bildiğinden, teessüründen çıldıracak bir hale gelir. Fakat iman nazarıyla bakan bir mü'min, insanların o cihete gidişleri, seyahatları adem âlemine değil, göçebeler gibi bir yayladan bir yaylaya bir intikaldir. Ve fâni menzilden bâki menzile, hizmet çiftliğinden ücret dairesine, zahmetler memleketinden rahmetler memleketine göç etmek olup, adem âlemine gitmek değil diye bu ciheti memnuniyetle karşılar.
Şualar (RNK) - 752
Kendine gel ey insan.
Sanma ki rüyâdasın;
Sınavları çok çetin, fânî bir dünyadasın.
Dikkat et ki; Mahşerde dönmeyesin şaşkına;
Cennetlere talebin, yok mu Allah aşkına?
Hangi vicdandır ki türlü türlü eksiklerle kusurlu hâle gelen bu fânî güzelliğin ötesinde her türlü ayıp ve kusurdan uzak ebedî bir varlık (vech-i bâkî) olduğunu düşünmesin? Hangi kalptir ki bulanıklık ve kaygı ile dolu olan bu gelip geçici saadetten sonra mümkün olan emellerin tecelli yeri olan saadet sahasını tasvirle meşgul olmasın?
Mü'min, dünya devre-mülkünün fânî oyuncakları için ebedî saâdetini mahvedecek kadar ahmak insan olamaz. Üç günlük dünya zevkleri uğruna ilâhî ölçülerden tâviz vermektense, yeri geldiğinde maddî bakımdan geri adım atmayı göze alır.