… “Bundan böyle kalbindekinden başka hiçbir sese kulak asma! Ağaç yaprağıyla güzeldir. Günün birinde her fani gibi yaşlanacaksın. Bu ay yüzün kırışacak, bedenin buruşacak ve hâlin azalacak. Bu doğal değişimi sakın ha düşmanın sanma. Bilakis yüzünde beliren her çizginin ardından Allah'a şükret. Çünkü o çizgilerin her biri yaşadığın, yaşayacağın iyi ve kötü günlerin karışımından doğan bir iz olacaktır. Aynaya bakınca hatıralarını, tecrübelerini ve mazideki hislerini izleyebileceksin bu sayede. Günün birinde çocuklarına hatta torunlarına anlatacağın nice anıyı o kırışıklıkların arasından birer kitap misali çekip çıkaracak ve sayfa sayfa okuyacaksın. Asıl mühim olan, içini neyle doldurduğundur. Ruhunu, şu etrafımızı saran uçsuz bucaksız topraklar gibi düşün. Her bir karışını değerlendir. Ek ve biç. Rüzgâr esse de, kar yağsa da, zelzele olsa da istikrarı sürdür. Zaman denen yolda kayıp düşsen de kaderine teslim olma. Ayağa kalk ve yürümeye devam et! Oku, keşfet ve düşün... Unutma dışımız kabuk, içimiz özdür. Bize öz lazım. İnancını, dilini ve yurdunu her şeyin önünde tut."
Azîz Mahmud Hüdâyî Hazretleri bir şiirinde insanı gafletten teyakkuza şöyle davet eder:
Uyanıgör gafletten
Geç bu fânî lezzetten
İç kevser-i vahdetten
Tevhîde gel, tevhîde
Tekkede döndüğümüz saatlere simyanın dansı diyordu, bakırı altına çeviren dans. Sık sık Mevlana'dan alıntılar yapıyordu.
Şöyle diyordu;
Altına simya ne gerek, simya bakıra gerek.
Kendini düzelt.
Diri olanı, öldür. O bedenindir.
Ölü olanı dirilt: O kalbindir.
Var olanı sakla: O fani dünyadır.
Yok olanı getir: O öbür dünyadır.
Mevcut olanı yok et: O ihtirastır.
Mevcut olmayanı var et: O niyettir.
İnsan, şahsi hayatının sürdürebilirlikle ilgili kısmını değişken, kendinden bağımsız olarak hareket eden fani bir şeye bağlarsa ayvayı yiyor gerçekten de. Tutunacak bir şey arayan herkese kendilerine tutunmalarını tavsiye ediyorum.
"Fani bu anlama gelir," dedim, numara yapmama gerek kalmadan iç çekerek.
"Ölümlüyüz. Bizi kayan yıldızlar olarak düşünebilirsin, kısa ömürlü ama parlak."