Unutulan Zafer
Puan vermedi·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 00:00
Bugün ki incelemem de tarih sayfalarında layık olduğu yeri bulamayıp gölgede kalmış bir zaferden bahsedeceğim. Osmanlı'nın son zaferi Kutül Amare. 1. Dünya savaşıyla birlikte Çanakkalede verilen fevkalede direniş sonucu düşmanı topraklarımıza sokmayıp, savaşı kazandığımızı biliriz. Hatta küçüklükten itibaren bu zaferin kudreti ile büyüdük. Olması gerektiği gibi. Ama Kutül Amare o kadar da şöhretli anlatılmadı bize genellikle bilinmez çünkü. Şimdi size yazabildiğim kadarıyla anlatmak istiyorum. İngilizlerin petrol sevgisi, sömürgeci tutumu Irak sınırlarına kadar vardı. 1. Dünya savaşı ile birlikte petrol bölgelerini yani Basra'yı ele geçirip Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak ve Çanakkale'nin intikamını almak istediler. Bu amaçla bölgedeki Arapları çil çil altınlar ile taraflarına çekip Osmanlı'ya karşı durmalarını sağladılar. Kitapta Arapların bu tavrını okurken bir kez daha anladım ki yüzlerce devlet var sadakati bilmez tek Türk var yalnızca davasını görev beller. syf 70. 'Ben altını değil özgürlüğümü düşünüyorum' cümlelerini kuran Yüzbaşı Doğan gibi kişilerin kanını taşımak en büyük mirastır. Altın görünce karakterini, davasını, topraklarını satıp tabiri caizse köpeğin ağzından akan salyalar gibi altını arzulayan neslin torunları olmamamız en büyük şükür sebebidir sanırım. (Burada Osmanlı'nın son döneminde itilaf yanlısı padişahlar ile itiraz etmeyin lütfen. Ben sadece örnek alınması gerekeni gösterip tarihimizi iyisiyle kötüsüyle bütün düşünmeye çalışıyorum.) İngiliz'in petrol, Arapların altın seviciliğini bir kenara bırakıp savaşa döneyim. İngiliz birliklerinin komutanı General Townshend, Selmanı Pak bölgesine saldırma planlarını yapıyordu. Bu sırada bir kurmay yüzbaşı içeri girdi.__ 'Efendim.. Kuvvetlerimiz içinde pek çok Hintli Müslüman asker var.
İnceleme
Kut'ül Amareİsmail Bilgin · Timaş Yayınları · 2018822 okunma
Puan vermedi·512 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 19:10
​Öncelikle kitap çok kapsamlı, birçok kaynaktan alıntı yapmış. Şia’nın tarihî serüveninden bahsediyor. Hatta anlatıma İslamiyet'ten önceki Pers İmparatorluğu ile başlıyor (millîlik yönü ve Şia’nın geçmiş Farisi adetlerinden etkilenmiş olması gibi konulara değiniyor). ​Ayetleri ve hadisleri yorumlama biçimlerini; kendi mezheplerine uygun bulurlarsa —ki zorlama tevil yaptıklarını göreceksiniz— kabul ettikleri, uygun bulmazlarsa da 'uydurma' deyip geçtiklerini anlatıyor. Mesela buna bir örnek vermek gerekirse: Efendimizin Tebük Gazvesi'nde Hz. Ali'yi Medine'de bırakmasını, kendisinden sonra vekil olarak geçecek kişiyi belirlemesi şeklinde anlatıyorlar; ama Resulullah, başka gazvelerde de Veda Haccı'nda da yerine başkalarını bırakarak vazifesini ifa etmeye gitmiştir. Bu şekilde birkaç sahabeyi yerine bırakarak gitmesi olayını Hz. Ali'ye mahsus bir durummuş gibi yorumlayıp, Hz. Ali'nin Resulullah'tan sonra hilafet makamına geçecek kişi olarak görülmesi ve buna iman etmek gerektiğini söylüyorlar. Şia için hilafet meselesi bir akaid konusudur. Hz. Ali'nin hilafetinin nas yoluyla belirlendiğini kabul etmeyenlerin dinden çıkacağı görüşündedirler. ​Kitap sonlara doğru Emeviler, Abbasiler ve Moğol istilası, Osmanlı-Safevi dönemlerine değinmiş. ​Son olarak; bazen bir konuyu bilmeseniz de biliyormuşsunuz gibi direkt geçiyor, başka bir konuya bağlıyor. Orada da araştırmaya gitmek gerekiyor. Okuyacak olanlara istifadeler dilerim.
Din
Bir Din KurgulamakAbdulkadir Şen · Tin Yayınları · 2024102 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Selamünaleyküm Rahmatullahi ve Bereketühü
10/10
·765 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
103 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 19:59
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den başlayıp Ubeyde Bin umeyr'e kadar devam eden 61 bölüm vardır hem hadis-i şerifler hem de rivayetli sözler bulunmaktadır. Aşağıya kimlerin sözlerinin olduğu kimlerin geçtiğini de yazacağım inşâAllah. Kitap boyunca gözüm hep Zeyd Bin harise'yi aradı çünkü Zeyd Bin Harise Peygamber efendimizin peygamberlikten önce de yanında bulunduğu çocuklardan biridir. Ve Zeyd Bin Harise'nin çocukluğu Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yanında geçmiştir. Ama kitapta Zeyd Bin hariseye ait ne bir söz ne de başka bir şeye denk gelmedim. Onun haricinde diğer peygamberlerimizin sözüne ve sahabelerin sözüne yer verilmiş çok hoşuma gitti daha önce hiç duymadığım şeyler okudum ve insanı düşündüren şeylerdi bunlar. Okumanızı öneriyorum isterseniz okuyun tabii. Kitabın isimlere ayrılmış bölümleri bu şekilde: 1. RASULULLAH (S.A.V) 2. YUNUS (AS) 3. SÜLEYMAN (A.S) 4. EYYUB (A.S) 5. ADEM (A.S) 6. LOKMAN (AS) 7. NUH (A.S) 8. İSA (A.S) 9. MUSA (A.S) 10. DAVUD (A.S) 11.MUSA (A.S) 12.ÍSA (A.S) 13. İBRAHİM (A.S) 14. YUSUF (A.S) 15. EYYUB (A.S) 16. SÜLEYMAN (A.S) 17.İSA (A.S) 18. DAVUD (A.S) 19. EBU BEKR ES-SIDDIK 20. ÖMER B. HATTAB 21.OSMAN B. AFFAN 22.ALI B. EBİ TALİB 23. EBÛ'D-DERDA
Kitabu'z ZühdAhmed Bin Hanbel · Neda Yayınları · 2020125 okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2026 16:29
Zarokên Li Ber Tevna Mehfûrê, kitêba çîrokan ya edebiyata farisî ye ku ji hêla Hûşengê Moradîyê Kirmanî ve hatiye nivîsandin. Berhem xwedî 2 çîrokan e: Nimiko; Rizo, Esedo, Xecîce. Ev berhem ji alîyê Mamoste Kenan Subaşı ve ji farisî bo kurmancî hatiye wergerandin. Wergereka bi çêj û serkeftî ye bi rastî jî. Mirov dibêje qey bi kurmancî hatiye nivîsandin û naveroka çîrokan ji gundên Kurdistanê der bûye. Her du çîrok jî di nav xwe da gelek keresteyên folklorîk yên wekî gotinên pêşîyan, biwêj, nifir, dia û ayînên kevnare dihewînin. Hûn dê bibînin ku nivîskêr çiqasî xwedî paşxaneyaka dewlemend ya devkî ye û di qada edebiyata modern da jêhatî ye. Subaşı, aniha li zanîngeha Mardin Artukluyê dersên Folklora Kurdî û Edebiyata Kurdî ya Zarokan dide. Wî ev berhem wekî sparteka vîzeyê spart me û em jî dê analîz, rexne û nirxandinên xwe li ser vê berhemê bikin.
Zaroken li ber Tevna MehfureHuşenge Moradiye Kirmani · Nubihar Yayınları · 20222 okunma
8/10
·194 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
Niviskar Şener Ozmen destê Sponizayê girtiye û bajar bi bajar welatê Kardoxî( Kurdistanê) gerandiye. Her jar,her kesayet portreya heleke welatê Kardoxî ye :Portreyên têkçûne, windabûne , tunebûne. Hêst û ramanên wan ne rasterastin, kêm dibin, zêde dibin diguherin ji ber wê bertekên wan jî diguherin. Tu kes azad nîne: Ji xwe azadbûn, azadanebun ne di destê wan de ye. Sedema hemî tiştan heye, hemî tişt girêdayê hevin, yekin. Disa jî ne bê hevîne . Yek ji yê herî têkçûyî Yasîn gelek caran divê "Tu têgih ne hêjayî wê ye ku mirov xwe ji bona wê bide kuştin " ( r.165/#299075496 ) Her çiqas Xo(Zaxo), Dê ( Amûdê )û Bad(Mahabad ) hebin jî navend Zex ( Hezex)e navend bakûrê welate . Rexneyên tuj li tevahî tevgera azadiyê a li bakûr dike. Tu bê rêxistin tenê li bakûr heye. Dema dikeve geremola rexneyan dev ji kitekit û sedeman berdide,tenê dibêje 0 derbas dibe. Dema axaftin an jî tiştek ê zimanê biyanî ( Tirkî, Farisî, Erebî) dixe navde. Wergerê nake. Ango mixabin zimanên serdest bi çend hevokan serdestiya xwe avadikin. Bi min ev ne pirzimaniye . Ev rasterast serdestiye. Ez sewraxt nebûm niviskar çima wa kiriye . Çîrok, xwe bi honak û zimanê xwe, bi awayekî tinguz diherikî. Ez nîzanim ew hêlên têkiliyên zayendî çima ketin nav de. A rast têkiliyên zayendî gotî pênaseyek sivike. Ev rasterast pornografî bû. Niviskar çima tiştekî wa kir nîzanim. Qey heyfa wî berhema wî nehatibû?. Qey kesekî pêşiya çapê xwendibû, ew şiyar nekir . Û Kevane, nivê nîva berhemê kevane bûn. Ji ber kevana xwêner nikarî bikeve nav berhemê. Koma amedekariya çapê çima mudaxale nekir? Heyfa berhemê.Pirsgirêkên editeyeyê berhemê xwe mezintir bû.
Edebîyata Kurdî
Rojniviska SpinozaŞener Özmen · Lis Yayınları · 20081 okunma