Tarihsel ve coğrafi bir perspektiften bakıldığında, Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı coğrafyanın bugün Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında dört parçaya bölünmüş olması, aslında makalede ele aldığımız Mortimer Durand’ın Durand Hattı ile Peştunları bölmesi, İngiliz sömürge aklının Keşmir’i harita üzerinde açık uçlu bir yara olarak bırakması veya Fransa’nın Hatay oyunları ile tamamen aynı emperyal sınır mühendisliğinin bir ürünüdür. Bu coğrafyanın dört parçaya bölünmesinin arkasındaki tarihsel, siyasi ve stratejik dinamikleri şu şekilde inceleyebiliriz: 1. Tarihsel İlk Bölünme: Kasr-ı Şirin Antlaşması (1639) Küresel güçlerin yirminci yüzyıldaki müdahalelerinden çok daha önce, bu coğrafya iki büyük bölgesel imparatorluğun rekabet alanıydı. Bin altı yüz otuz dokuz yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Safevi (İran) Devleti arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması, bölgeyi ilk kez iki ana egemenlik alanına böldü. Sınır, Zagros Dağları esas alınarak çizildi ve bu da Kürt aşiretlerinin ve yerleşimlerinin iki büyük imparatorluk arasında bölünmesine yol açtı. Ancak bu dönemde sınırlar bugünkü modern ulus devletler gibi geçirimsiz ve katı değildi; aşiretler ve topluluklar belirli bir özerkliğe sahipti. 2. Modern Bölünmenin Doğuşu: Sykes-Picot ve Lozan (1916 - 1923) Asıl pimi çekilmiş bomba, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış sürecinde bırakıldı. Sykes-Picot Anlaşması (1916): İngiltere ve Fransa, Orta Doğu’yu kendi aralarında paylaşırken, bölgenin etnik, kültürel ve sosyolojik gerçeklerini tamamen hiçe saydılar. Sevr’den Lozan’a Geçiş: Bin dokuz yüz yirmi yılında imzalanan ancak hiçbir zaman hayata geçmeyen Sevr Antlaşması’nda, sömürgeci güçler (özellikle İngiltere), bölgedeki petrol kaynaklarını (Musul ve Kerkük) kontrol edebilmek ve
Tarih
Siz Hangi Tür Babasınız...
👨‍👦Kral Baba, Kaya Baba, Yok Baba, Koşullu Seven Baba, Korkuluk Baba… Siz hangi tür babasınız? Babalar kızlarına kendileriyle, erkeklerle ve dünyayla kuracakları ilişkiyi şekillendiren nasıl bir psikolojik bir miras aktarır? Bir kız çocuğunun kendisiyle ilgili kurduğu hikâyenin önemli karakterlerinden biri babasıdır. Kız çocukları babalarında yalnızca kendilerini koruyan, ihtiyaçlarını karşılayan ya da kuralları koyan kişiyi görmezler. Erkeklerin nasıl sevdiklerini, gücü nasıl kullandıklarını, öfkelerini nasıl ifade ettiklerini, kadınlara nasıl davrandıklarını ve ilişkilerde nasıl yer aldıklarını da büyük ölçüde babalarını gözlemleyerek öğrenirler. Bu nedenle baba-kız ilişkisi yalnızca aile içindeki duygusal bağlardan biri değildir; bir kız çocuğunun kendisiyle, erkeklerle ve dünyayla kuracağı ilişkinin şekillenmesinde önemli rol oynayan psikolojik bir gelişim alanıdır. Bir baba kızına yalnızca soyadını, yaşam koşullarını ya da maddi imkânlarını bırakmaz. Aynı zamanda görünmez bir miras da aktarır. Kızının hata yaptığında kendisini ne kadar affedebileceğini, ne kadar değerli hissedeceğini, ilişkilerde nasıl bir sevgi bekleyeceğini, otorite karşısında nasıl davranacağını ve hayatta ne kadar yer kaplayabileceğini etkileyen birçok mesaj bu ilişkinin içinde şekillenir. Bazen bu mesajlar açıkça söylenir; bazen de yıllar boyunca tekrar eden küçük davranışların, bakışların, sessizliklerin ve duygusal tepkilerin içinde aktarılır. Bu nedenle baba-kız ilişkisi yalnızca çocukluk yıllarına ait bir hikâye değildir. Babalar kızlarının iç dünyasında çoğu zaman onlar büyüdükten sonra da yaşamaya devam ederler. Bir kadının kendisine söylediği cesaret verici cümlelerde de yetersizlik hissettiği anlarda zihninde yükselen eleştirel seste de bazen babasının izleri bulunabilir. Bu
Makale|Yazı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
1990'lardaki Genel Durum: OHAL Valiliği’nin Kasım 1997 tarihli raporuna dayandırılan verilere göre, sadece 1994 yılında Tunceli(Dersim)'de 183 köy, 823 mezra ve 8 bin 439 hane boşaltılmış; 41 bin 939 kişi yerinden edilmiştir. Ekonomik Kayıplar: Zorunlu göç esnasında köylülerin hayvanlarını ve varlıklarını yok pahasına (fırsatçılar nedeniyle değerinin çok altında) satmak zorunda kaldığı belirtilmektedir. Geri Dönüşlerin Başlaması: 2004 yılından itibaren köye geri dönüşler başlamıştır. 1. Hukuki ve İdari Kurumsallaşma: Sistemleştirilen Pratikler Asimilasyon politikaları, yalnızca kültürel bir etki-tepki meselesi olarak kalmamış; bizzat yasal mevzuatlar ve devlet raporlarıyla kurumsal bir çerçeveye oturtulmuştur. Şark Islahat Planı (1925): Bölgenin idari, hukuki ve kültürel yapısını yeniden şekillendiren, Kürtçenin kamusal alanda kullanımını yasaklayan ve nüfus hareketlerini düzenleyen ilk en kapsamlı kurumsal belgedir. Umumi Müfettişlikler: Bölgeyi merkeze bağlayan ve olağanüstü yetkilerle donatılmış bu idari yapı, hukukun genel ilkelerinin askıya alındığı bir istisna rejimi yaratmıştır. Dil ve Kimlik Yasakları: İsim değiştirmelerden (coğrafi yer adları ve şahıs isimleri) anadilde eğitimin ve yayıncılığın uzun yıllar bütünüyle suç sayılmasına kadar uzanan süreç, kimliğin kamusal alandan tamamen tasfiyesini hedeflemiştir. 2. Gayrimeşru Yöntemler ve İstisna Hukuku Meselenin "meşru ve gayrimeşru yolların tümü" boyutunu, özellikle 1980 darbesi sonrası ve 1990'lı yılların pratikleri açıkça ortaya koymaktadır. Devlet, kendi koyduğu yasal sınırların da dışına çıkarak yapısal şiddeti bir yönetim biçimi haline getirmiştir. Gözaltında Kayıplar ve Faili Meçhuller: JİTEM gibi yasal statüsü bulunmayan kurumsal yapıların bölgedeki faaliyetleri, binlerce insanın akıbetinin
1000Kitap
sanırım uygulamada yapılan son güncelleme ile 'yeni okur'luk kalkmış.. şu an sadece okur, sıkı okur kategorileri var.. kaldı ki bu iki kategori arasında birinciden ikinciye geçiş de oldukça kolay.. sıkı okur olmak için, -yedi ve üzeri okur puanı olmalı, -uygulamaya kayıt süresi otuz gün ve üzeri olmalı, -üç ve üzerinde kitap incelemesi olmalı, -on beş ve üzeri kitap alıntısı olmalı, -okunan kitap sayısı yirmi ve üzeri olmalı.. uygulama kullanıcısının sıkı okur olması için önündeki -bence- tek geçici engel uygulamaya kayıt süresinin otuz gün olmasını beklemek.. bunun dışında diğerlerinin hepsini aynı gün içerisinde yapabilir.. bunu neden belirttim, şunun için; uygulamada -sanırım- son güncelleme sonrası uygulama özellikleri hususunda sıkı okurlara tanınan haklar, verilen özgürlükler şu şekilde, -sayılar günlük bazda- -içerik resmi yükleme - 150, -okur etiketleme - 50 -mesaj isteği oluşturma - 25 -mesaj resmi gönderme - 700 -sesli mesaj gönderme - 400 -vidYolu mesaj gönderme - 150 -yorum yapma - 600 -okur takip etme - 500 -gönderi beğenme - 5.000 -gönderi tekrar paylaşma - 400 -gönderi alıntılama - 300 -profil resmi yükleme - 150 -iletiye resim ekleme - 150 -vidYo yükleme - 20 -ileti paylaşma - 250

Grekov Kafkayevski

@Grekov_Kafkayevski
·
uygulamanın 'size özel' bölümüne, 'popüler' bölümüne, popüler bölümünün en yeniler, yükselenler, öne çıkanlar, ilgi görenler alt başlıklarına yarım saat bi' saat bakındım.. uygulama iyice 1000kitaptan 1000stagrama dönüşmüş.. neyse şiNdilik ara verip tekele gideyim.. konu özelindeki düşüncelerimi ilerSi günlerde daha detaylı yazarım.. ✍🥂
Her rüyanın aynı salı öğleden sonra gerçekleşmesini beklemiyorum. Zamanlamayı anlıyorum. Mevsimleri anlıyorum. Bazı şeylerin yapımının yıllar alabileceğini anlıyorum. Ama aynı zamanda inanıyorum ki, bir gün, bugüne kadar inşa ettiğim her şey aynı yaşamda bir araya gelebilir. Ev gibi hissettiren bir aşk. Beni heyecanlandıran iş. Bana özgürlük veren para. Beni besleyen dostluklar. İçinde yaşamaktan mutluluk duyduğum bir beden. Huzur. Neşe. Arzu. Amaç. Birini diğerine sonsuza dek feda etmek zorunda olduğum fikrini kabul etmeyi reddediyorum. Sevilmekle başarılı olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Yumuşak olmakla güçlü olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Anlamlı bir yaşam ile karlı bir yaşam arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Belki bugün hepsini kaldıramam. Belki bazı parçalar diğerlerinden önce gelir. Belki bazı hayaller diğerlerinden daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Sorun yok. Yapmayacağım şey ise, bir şey henüz gerçekleşmedi diye daha azını istemem gerektiğine kendimi inandırmak. Kıtlığı bilgelik olarak adlandırmayacağım. Hayal kırıklığını olgunluk olarak adlandırmam. İsteklerimi mevcut koşullarıma uydurmak için küçültmeyeceğim. Bugün her şeye sahip olmamam, gelecekte her şeye sahip olamayacağım anlamına gelmez. Ve çocukluğumdan beri süregelen bu inanç beni çok şeyin üstesinden getirdi. Çünkü daha dolu bir hayatın mümkün olduğuna gerçekten inandığınızda, yetinmek gereksiz gelmeye başlar. Daha iyi bir aşkın var olduğuna inanıyorsam, doğru olmayan bir aşka neden tutunayım ki? Anlamlı bir başarının mümkün olduğuna inanıyorsam, beni tüketen bir işte neden kalayım ki? En derin arzularıma sırf beklediğimden daha fazla sabır gerektiriyor diye neden ihanet edeyim ki? Bekleyebilirim.
Substack
Antalya’nın Serik ilçesindeki Aspendos Antik Kenti yer alan Tiyatro Caddesi'nde ortaya çıkarılan mozaiğin merkezinde, kente hayat veren Eurymedon Nehri'ni simgeleyen "Genç Eurymedon" tasvirinin yer alıyor. Haberi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sosyal medya hesabında paylaştı. Saz yaprakları, amphora ve balık figürleriyle zenginleşen bu kompozisyonun, suyun, bereketin ve yaşamın simgesel anlatımını yansıttığını belirten Ersoy, şunları kaydetti: "Küçük tesseralarla oluşturulan renk geçişleri, ayrıntı zenginliği ve yüksek işçilik kalitesiyle dikkat çeken eser, mozaik sanatında oldukça nadir rastlanan nehir tanrısı betimlemelerinden biri olmasıyla da ayrı bir önem taşıyor. Bu keşif, yalnızca Aspendos'un sanatsal zenginliğini ortaya koymakla kalmıyor, Roma Dönemi Anadolu mozaik sanatına ilişkin önemli bilimsel veriler de sunuyor" dedi. Bakanlıktan konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Aspendos Akropolisi ile tiyatroyu birbirine bağlayan Tiyatro Caddesi'nin doğu meydanında yürütülen çalışmalarda, meydan ile doğu sur duvarları arasında yaklaşık 6x25 metre ölçülerinde mozaikli bir mimari yapı ortaya çıkarıldı. İlk değerlendirmelere göre, yapının milattan sonra (MS) 3'üncü yüzyıl başlarında havuz olarak inşa edildiği, şimdiye kadar kazısı tamamlanan yaklaşık 6x7,50 metrelik bölümde açığa çıkarılan mozaik döşemenin ise henüz kazılmamış alanlarda da devam ettiği verilere yansıdı. Yapının, MS 262 depreminin ardından iç duvarlarla bölünerek farklı mekanlara ayrıldığı değerlendiriliyor. Aspendos Antik Kenti’nde kazılar Doç. Dr. Mustafa Bilgin başkanlığında devam ediyor.