Ah Be Jane!
7/10
·626 syf.··
2026 23. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 15:01
Spoiler içerir Kitabı beğendim ama çok eksisi vardı. BinKitaptaki 8.9 puan almış ve bu derece övülüyor oluşunu pek anlamadım. Jane’nin yurttan ayrılışına kadar olan kısımda feminist bir anlatı var diye düşünebiliriz. Yalnız bir kız çocuğunun baş kaldırması ve kendinden inançlarından ödün vermemesi ilham veren bir hikaye ama yetişkinliğin anlatısında fazla dindar, tutucu, itaatkar bir şekilde devam ediyor hikaye, bu noktada önceki içinde büyüdüğü dünyaya baş kaldıran feminist anlatı çöpe gitmiş oluyor ve aşkında hikayeye eklenmesi ile özünü kaybeden bir Jane takip ediyoruz gerçi buna özünü kaybetmektense yazarın maksadındaki gibi değişmekte diyebiliriz, öğretmenlik ve kendi başına ayakta kalıyor olması motifleri hikayede fazla arka planda kalıyor, odaklanılan kısım aşk ve hayatına giren adamlar (kalastan farksız İngiliz beyefendileri olduğu için ki bu bence yazarın erkek karakter yazma yetersizliğinden kaynaklanıyor) böyle bir anlatıda da modern aklımızla sonlara doğru Jane’nin izlemesi gereken yolun bağımsız kendi ayakları üzerinde duran toplumun ona belirlediği sınırları parçalayan bir öğretmen olması gerektiğini düşünüyoruz lakin sonu Çalıkuşu Feride’sinden öteye geçemiyor. Kitap dil olarak akıcı ve etkileyici bir anlatıma sahip, güzel diyaloglar, betimlemeler, sahneler içeriyor, yazıldığı dönemde feminist bir eser olarak ses getirmiş olsa da güncelliğini yitirmeye başlamış bir anlatı gibi geldi bana okuyup okumamak size kalmış.
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,2bin okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Prof. Dr. Oğuz Tan’ın Takıntılar kitabını pek çok kişinin okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitabın en değerli yanı, psikiyatrik rahatsızlıkların kökeninde beynin kimyevi yapısının ve nörobiyolojik süreçlerin yattığını çok açık bir dille anlatması. Bu, toplumda büyük ölçüde yok sayılan bir gerçek Bugün depresyonu ruh hali, DEHB’yi -ayrıcalık- zanneden çok insan var. Tanı almış kişiye “bende de aynısı var” diyebilmek, bu rahatsızlıkların ne anlama geldiğini bilmemekten kaynaklanıyor. Asıl mesele şu: bu bilgisizliğin faturasını, zaten ciddi bir hastalıkla mücadele eden insanlar ödüyor. Onlar için hayat zaten yeterince ağır bir sınavken, çevreden gelen “spor yap, kitap oku, müzik dinle iyi olursun” gibi yorumlar, bu sınava bir yük daha ekliyor. Bu tür söylemler, menisküsü tamamen yırtılmış birine maraton koşmasını önermekten farksız. Bu ve bunun gibi kitaplar okunursa, yargılayıcı ve bilgisiz yorumlar azalır diye umut ediyorum.
TakıntılarOğuz Tan · Timaş Yayınları · 2025314 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
95 Tez Endüljans
3/10
·84 syf.··
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 13:40
Merhabalar, bugün sizlerle beraber 95 tezi inceleyeceğiz. Ama önce yazarı olan Martin Luther'i ele alalım. 1483'te orta hâlli bir ailenin çocuğu olarak doğan Martin Luther; besteci, ilahiyatçı ve keşiş olarak hayatını sürdürmüştür. Yaptığı reform hareketleri ve yayımladığı 95 tez ile dünya tarihinde damga vurmuş isimlerin arasında kendisine hak kazandı. Yaşamı boyunca Papa'nın samimiyetsizlikle yaptığı endüljansı eleştirmiş ve her daim mücadele etmiştir. Bu metinde gerisine pek de değinmeye gerek yok. Zira bir zamanlar Papa'nın insanları nasıl kandırdığı apaçık ortada. O hâlde biz metini inceleyelim. Kitapta çoğu Papa'nın günahları bağışlamasının, özellikle para karşılığı ve samimi olmadan yapılan çıkar ilişkisinin, aşağılandığı barizdir. Ancak Papa'yı tamamen reddetmek değil onun yetkilerini kısıtlamayı seçer. Fakat kendi metininde bir o kadar çelişkili olduğu aşikârdır. Mesela ilk 10 tezde 6-8.p tezler arasına baktığınızda Papa'nın aracılığıyla Kutsal Ruh'un insanlara lütuf verdiğini söylerken, 30-35 tezler arasına baktığınızda Papa'nın insanları Tanrı'ya yaklaşırdığını söyleyenlerden kaçınılması gerektiğini ifade etmiştir. Bir yandan endüljansı reddederken öteki taraftan da Papa'nın lütuflarının her yere yayılmasını istiyor. Papa'nın insanları affetme konusunda samimi ve istekli olmasını isteyip son 5 tez de "lütuft"tan ve müjdeden kaçınılıp cehennem ve günahla insanları Tanrı'ya yaklaştırılması gerektiğini söyler. Bu kadar çelişkili ve üç maymuna oynayan bu metne verebileceğim puan ancak 3 olur. Bu metinden kalite beklemiştim ve açıkçası hayal kırıklığına uğradım. Martin Luther de Papa'dan farksız değilmiş o kadar. Aynı şeyin laciverti Neyse, Tanrıya emanet olun, ilimden başka kerametiniz olmasın.
Doksan Beş TezMartin Luther · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,369 okunma
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 80. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 01:20
Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam romanındaki C., toplum içerisinde kendine bir yer bulamaz ve kendini derin bir yalnızlığın içine hapseder. Büyüme çağında aile içerisinde yaşadığı zorluklar, karakterine etki etmiştir. Hikâye 1950'lerin İstanbul'unda geçiyor; tercih edilen kalabalık mekânlar, C.'nin yalnızlığını daha da artırıyor. Anlatım tam da bu ruh haline uygun olarak; kesik cümlelerle, bir anda konu değiştiren çağrışımlarla akıp gidiyor. ​ Dünyanın anlamsız olduğunu düşünüp boşluğun içine düşmüştür. Bence toplum içinde kendine yer bulamamış olması çocukluğundan ve varoluşsal arayışından kaynaklanıyor. Yalnızlıktan kurtulmak için gördüğü kadınlara kendince anlamlar yükler ve onların peşinden koşar. Kendi zihninde kurduğu mükemmel kadına ulaşması; sürekli eleştirel bir gözle bakması, anın tadını çıkarmak yerine her şeyde büyük anlamlar araması sebebiyle mümkün değildir. Dünyayı bir hapishane gibi görüp günlerini bir öncekinden farksız olarak düşünceler içinde yaşar.
1000Kitap
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
Spoiler içerir, kitap bittikten sonra okumanızı öneririm.
8/10
·280 syf.··
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:58
Dava, belli bir olay örgüsü barındırmamasına rağmen Kafka'nın modern dünyayı, otoriteyi ve insanın varoluşsal suçluluğunu sorguladığı/sorgulattığı bir başyapıt. İncelemem biraz uzun olabilir çünkü yoğun bir içerikle ilgili yazıyorum. Kitabın arka kapağında bu eserin distopik bir evrendeki hukuk sistemini anlattığı yazıyordu. Kitabı okudukça, aslında son derece realitenin içinden geçen bir roman olduğunu fark ettim. Kitap, Kafka'nın âdeti olduğu üzere "bir sabah aniden" gelişen bir olayla başlar. İki memur, karakterimiz Josef K.nın evine gelirler ve ona artık "tutuklu" olduğunu söylerler. Fakat K., suçunun ne olduğunu asla öğrenemez. Neyle suçlandığını, ne yapması gerektiğini hiç bilmeden bir girdabın içine çekilir. Burada garip olan şudur ki, Josef K. tutukludur ancak yine günlük yaşamına devam etmesine izin verilir yani görünürde bir değişiklik yoktur. İşe gider, evine döner, hayatını temelli değiştiren bir unsur değildir tutukluluğu. Fakat tüm sayfalarda görünmez bir otoritenin gücü dolaşmaya devam eder. Düşünün ki suç yok, suçluluk hissi var. Hangi suçtan yargılandığını K. başta olmak üzere kimsenin bilmediği, sürecin nasıl işleneceği konusunda herkesin bir fikir sahibi olduğu fakat kimsenin hiçbir şeyi düzgünce bilmediği bir ortamda, suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışan ve bu düzlemde kendisine yabancılaşan karakterimize bizler de eşlik ediyoruz. Kitap ilerledikçe bizler asla bu hukuk sistemi içerisinde 'tam bir aklanma'nın da mümkün olmadığını öğreniyoruz. Yani kişi ne kadar suçsuz olursa olsun, dava bir kere başladı mı artık paçasını asla tamamen kurtaramayacaktır. Kendini kurtarmak için uğraştıkça hukuk sistemine köle olacak, uğraşmadığı takdirde de ezilip gidecektir. En kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir diyen bir yazar vardı, bu söz örgüde çok sık geldi
DavaFranz Kafka · Flipper Yayıncılık · 201863,9bin okunma
Yaktı geçti...
10/10
·400 syf.··
2026 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 01:47
__ Orhan Kemal'in "ağlayarak yazdım" dediği bu roman, gerçekten insanın yüreğini dağlayan cinstendi. Kitap, Av Mazhar'ın henüz okulunu okurken yan evin avlusunda görüp vuruldugu öksüz+ yetim Nazan'la evlenmesi ve zalim annesi Hacerle hep birlikte yaşadıkları konakta gelinine ettiği hainliklerle başlıyor. Kadın alenen kötü. Klasık kayınvalide kıskançlıgını öyle bir yasıyor ki ağzı var dili yok, saf, nereye ceksen oraya giden, hizmetçiden farksız gelinine etmediğini koymuyor. Velhasıl evde huzur bırakmayan fitne kaynana ve (annesinin etkisiyle) karısı Nazan'ın sözde cilvesinin olmaması ve alıklıgını bahane ederek vicdanını susturan Av Mazhar, bir bar kadını olan Nerimana tutuluyor. Sonrası Nerıman için mükemmel olurken, zavallı Nazan ve oglu Haldun için üzücü ilerliyor. Kıtapta herkes bir sekılde layıgını buluyor lakin Nazan'a olanlar insanın boğazını düğüm düğüm ediyor. Heleki boynu bükük büyüyen oglu Haldun'un annesıne dair öğrendiği hakikat... Kitabı okurken ilahı adaleti beklıyorsunuz ancak Nazan'a maalesef ugramıyor :(( Neriman el üstünde... Haldun'u alıp bağrınıza basmak istiyorsunuz. Sonu ise çok çok çok acı bitiyor. Kitap bu sene okudugum en etkileyici, en iç burkan, en dramatik, en bizden, en sahici kitaptı. O kadar akıcıydı ki elıme aldığımda bırakamıyordum. Yeşilçam filmi tadında ama Yeşilçamdan çok daha sahici.. Bu kitabın etkisinden kurtulabilecegımı sanmıyorum. Orhan Kemal, ahhh ne yaptın böyle !! __
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma