Fatih Güney

Fatih Güney
@fatihguney1
İÜHF '22, Kayseri Barosu
Bekle Beni isimli romana ilişkin görüşlerim
4/10
·192 syf.··
2025 28. kitabı
Bu kitap benim Zülfü Livaneli'nin yazar tarafıyla tanıştığım ilk kitap, kendisinin ise en son kitabı. Yazar ile tanışmak için doğru bir kitap olmadığı kanaatindeyim, diğer kitaplarına da şans vereceğim. Kitap Selim ile Leyla'nın aşkına değinerek başlıyor ve dönemin siyasi atmosferi de dahil edilerek ana karakterin başından geçenleri anlatıyor. Ancak kitaptaki eksiklikler en başta kendini hissettiriyor. Selim kimdir, ne iş yapar, dönemin siyasi atmosferinde nasıl bir rol almıştır, buna ilişkin doğru düzgün bir bilgi verilmiyor bize. Keza Leyla'nın romanda aşık olunan kadın olmaktan başka hangi role sahip olduğu da fazlasıyla muallakta kalmış. Bana kalırsa Leyla'nın bu romandaki işlevi bir nevi mektup arkadaşlığından ibaret kalmış. Romanı okurken sürekli 190 sayfaya sığdırılmaya çalışılmış, aceleye getirilmiş bir kitap diye geçirdim içimden. Kitap yer yer dönemin siyasi atmosferini okura etkileyici bir şekilde hissettirse de çoğu yerde klişeden kaçamamış ve metnin bütünlüğünü yavanlaştırmış. Bu ülkenin 68 kuşağının yaşadığı zorluk ve zulümler inkar edilemez ancak bu dönemin yaşadıkları anlatılırken basmakalıp yöntemler izlenmesi yaşanılanları okur nezdinde sıradanlaştırıyor maalesef. Döneme bizzat tanıklık etmiş hatta yaşamış olan Livaneli'nin bu konuda daha özenli davranmasını beklerdim. Kitap akıcı bir şekilde okunduğu için genel değerlendirmede notumu 4/10 olarak veriyorum.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Remarque'den Muhteşem Bir Roman!
Puan vermedi·225 syf.··
2023 2. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mart 2023 14:26
Son zamanlarda okuduğum en etkileyici romanlardan biri olabilir bu kitap. Savaşın pençesine düşmüş 19 yaşındaki Alman gençlerinin çaresizliğini ve tükenmişliğini aşama aşama siz de hissediyorsunuz. Bu gençlerin daha henüz başladıkları hayatlarında sahip oldukları herhangi bir şey yok. Ancak onları savaşa gönderen, onları savaşma noktasında cesaretlendirenlerin kaybetmekten korktukları çok şey var. Ki, zaten bu kişiler de savaşın tadsız yüzüyle karşılaştıklarında geçmişte söylediklerini akıllarına getirip kendilerine buyrulanları sessizce yapıyorlar. Savaş öyle bir şey ki, savaşan iki taraf da kendilerinin en ufak bir şüpheden uzak şekilde haklı olduğunu düşünüyor ve karşı taraftaki savaşanları nesneleştiriyor, kişiliklerini yok sayıyor, öldürüyor. Bunu kitabın şu satırları açıkça söylemekte: ''Senin, benim gibi bir insan olduğunu ben ancak şimdi görüyorum. Ben senin el bombanı, süngünü, silahlarını düşündüm; karını, yüzünü, ortak taraflarını ben şimdi görüyorum. Affet beni arkadaş, biz bunları daima çok geç görürüz. Ne diye bize boyuna söylemezler, sizin de bizim gibi biçare yaratıklar olduğunuzu, sizin annelerinizin de bizimkiler kadar endişe ettiğini, hepimizin ölüm karşısında hep aynı acıları yaşadığımızı ne diye söylemezler?.. Affet beni arkadaş, sen benim nasıl düşmanım olabilirsin? Biz bu silahları, bu üniformaları çıkarıp atsak sen benim kardeşim olabilirdin(...)'' Savaş anlamsızdır, ve bir avuç zümre dışında kimseye bir kazancı yoktur. Savaşanlar hep evine dönmeyi gözleyen garibanlardır. Remarque savaşın anlamsızlığına ve savaş karşıtlığına dair muhteşem bir roman çıkarmış ortaya. Dokunaklı, tesirli, vurucu, hüzünlü bir cephe romanı. Okumayan herkesin okumasını tavsiye ederim. 8/10.
Edebiyat
Garp Cephesinde Yeni Bir Şey YokErich Maria Remarque · Everest Yayınları · 20224,044 okunma
İran Edebiyatı
5/10
·160 syf.··
2022 244. kitabı
Canlı tasvirler ve yetersiz diyaloglar olarak özetlenebilecek bir kitap. Yazarın betimleme konusundaki yeteneğini kabul etmek gerekirken diyalog yaratımı konusunda maalesef vasatlarda kaldığına da işaret etmek gerekir. Bir örnek vermek gerekirse, kitabın sonlarına doğru (incelemenin bu kısmı spoiler içermektedir) oba beyleri General Dilmaçof'un odasında generalle bir konuşma gerçekleştirmektedir (YKY 1. Baskı s. 146-147). Buradaki diyaloglar çatışmanın eşiğindeki iki grubun değil de adeta eski dostların diyalogları şeklinde yazılmış, bir çatışma öncesine yaraşacak derecede serlikten ve hoşgörüsüzlükten uzak kalmıştır. Bunun haricinde kitabın hacmine nazaran üç kollu bir kurguyla inşa edilmesi, ayrıca oba beylerinin (Rahim Han, Havar Han, Hacı Yıldırım) benzer durumlar karşısında benzer tepkiler vermesi, adeta aynı tiplemelere sahip olması kitabın kavranmasını zorlaştırmış, anlaşılması için gereksiz çaba harcanmasına sebebiyet vermiş. Olumsuz boyutları bir tarafa, kitabın tasvirleri gerçekten inanılmazdı ve sanki okuyucu o sahneyi okurken adeta oradaymış gibi hissettiren bir canlılıktaydı. Yazar tasvir konusunda hiçbir cimriliğe girişmemiş, bir tablo gibi aktarmış. Ayrıca, Türk ve İran toplumlarının birbirine ne kadar benzediğini de gözler önüne sermiş. Zira kitapta din sömürüsünü temsil eden Mir Haşim Hoca isminde bir karakter bulunmakta, seyit soyundan geldiğini iddia ederek kendi yolluğunu yapma gayesi gütmektedir. İkili oynamasının sonucunda ise haklı bir şekilde cezasını çekmiştir. Olumsuz taraflarıyla değerlendirme yapıldığında kitaba vereceğim puan 5/10 olur. Okumasanız pek bir şey kaybetmezsiniz. Bu kitap yerine Sadık Hidayet'in Hacı Aga'sını şiddetle öneririm. Şimdiden iyi okumalar.
Edebiyat
TopGulam Hüseyin Sâedi · Yapı Kredi Yayınları · 2017120 okunma