• Üniversitede edebiyat dersinde modern iran edebiyatı başlığı altında kara listede adını duyduğum bir kitap. İran zorlama edebiyatı ile modern iran edebiyatını bıçak gibi birbirinden ayırıyor. İran kültü dendiğinde akla ilk kadın ve şarap gelir çünkü insanlar neye açsa onu sanatlaştırır.
    Dünyanın en iyi kült kitabı diyebilirim. Kült filmler, kült resimler, kült kitaplar.. hepsi bir yana bu kitap bir yana. Kitabı sevmek çok zor. Sevenlerse kitabı en az 3-4 kez okuyacaktır. Okuyalı birkaç yıl olmasına rağmen hala her satırı aklımda.
    Kitabı geceyarısı okuyorsanız muhtemelen birkaç geceyarısı peşinizi bırakamayacaktır. Ürkütücü ve karamsar, çok karamsar bir konusu var.
    Okumanızı tavsiye edemem. Alkol gibi kitap. Ama birkaç saatliğine yere çakılacakmış gibi hissetmek isterseniz okuyun.
  • Pazar günü ÖABT sınavı için Erzurum'daydım.Sınav sonrası ilk fırsatta kitapçıların yolunu tuttum tabi.Öyle cepte 150-200 tl ile gezip kitapçıları kuruttuğum eski zengin günlerimin yerinde yeller esiyordu şimdi.30-40 lira ile nokta atışı yaparak özel bir kitap bulmalıydım.Yirmi dakika rafları karış karış inceledikten sonra eli boş ayrılacakken son anda bu sitede sıkça görüp merak ettiğim Kör Baykuş romanı aklıma geldi.Hem ucuz hem benim için yeni bir yazara ait olan bu eserle böylece tanışmış olduk.O gün Bayburt'a döner dönmez ilk işim kitabı okumaya başlamak oldu.
    Romanın içinde numalandırılmış bölümler yok.Ancak üç nokta konularak ayırılmış iki kısım var.Birinci kısmı ilk okumaya başladığımda Zweig'ın Bilinmeyen Bir Kadının Mektubuna benzeyen platonik bir aşk hikayesi ile karşılaşacağımı düşündüm.Ancak Benaris'in misafir geldiği bölümden itibaren çok daha derin çok daha başka bir macera başladı.Hakikatle rüyanın iç içe girdiği gizemli bir dünyaya pencere açıldı.Oldukça etkiliydi bu kısım.
    35. sayfadan sonra Şahcan'ın kocası olan kişi-Sahi bir ismi var mıydı bu adamın? Ben mi hatırlıyamadım yoksa- buhranlarını, yalnızlığını, inançsızlığın sebebiyet verdiği boşluğu, neredeyse mazoşist bir ruh yapısına sahip bir ifadeyle anlatıyor,derdini döküyor.Hem de ne dert.Evvela anne, babasının ilginç hikayesi sonrasında ise karısı olan Şahcan'a duyduğu aşk ve nefret arasındaki git gelleri.Nihayet üzücü son.
    Kitabın başında çeviriyi yapan Behçet Necatigilin İran edebiyatı hakkında bilgilendirmesi var.Sonunda ise Sadık Hidayetin 25 yıllık bir dostu olan Bozorg Alevi'nin yazar ve eseri hakkında verdiği değerli bilgiler mevcut.Bozorg Sadık Hidayetin kendisinin bir karıncayı dahi incitmeyecek bir karakterde olduğundan, vejeteryan olduğundan bahseder.Sadık Hidayet Fransız kolejinde okutulmuş nüfuzlu bir ailenin çocuğudur.Eniştesi başbakan iken suikaste uğramış ve onun ölümü üzerine yazar hayata küsmüş.Yazar ailesinin nüfuzunu kullanıp önemli görevlere gelebilecekken kendi ayaklarının üzerinde durabileceği mütevazi işleri tercih etmiş.Fakat patronlarına bir türlü yaranamamış.Zaten yazar olarak da ölümünden sonra kıymete binmiş.
    Bozorg Alevi,Kör Baykuş için ise rüyanın,anı ve gerçeğin birleştiğine ve romandaki bütün karakterlerin özünde tek bir kişi olarak vurgulandığına değinir.
  • BÜYÜK FİLOZOF VE ŞAİR EHMEDÉ XANİ

    Hem şair hem de büyük bir filozof olan Ehmedê Xanî, 1651 yılında Bazîd’de (Doğubayazıt) doğdu. Aslen Hakkarili olan Xanî’nin Babası Şêx Elyaz’tır ve Xaniyan aşiretine mensuptur. İlk derslerini babası Elyaz’dan alan Xanî, kendini hem bilim hem de din alanında geliştirmek ister. O dönemde yüksek öğrenimler feqi okullarında yapıldığı için Xanî’de bu okullardan birine başlar. Feqilik derslerinde Arapça öğrenip Bayezîd’deki Muradiye Medresesi’ne gider ve bir süre burada eğitim görür. Kısa bir süre sonra Urfa, Ahlat ve Bitlis’e giden Xanî’nin daha sonra Suriye, Mısır, İran gibi ülkelere gittiği yazdığı eserlerden anlaşılıyor.

    Xanî’nin yaşamı bir şair, düşünür ve tasavvufçunun yaşamı olmanın yanında aynı zamanda bir felsefecinin de yaşamıydı. Düşüncelerini yaşama geçirmek için çok uğraşan Xanî onları kuram düzeyinde tutmak yerine, insanları hareketlendirme ve bilinçlendirmeye yönelik bir güç haline getirmeye çalıştı. “İyi bir devlet için iyi bir yönetici olmalı,” diyen Xanî, fikirlerini dönemin yöneticilerini bilgilendirmek ve onları yönlendirmek için kullanmıştır. Sürekliliğini ve kolay ulaşılabilirliğini sağlam temellere dayandırmak ve sonraki kuşaklara kalmak için gençlere yönelik çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmaları arasında Bayezîd’de bir okul ve İshak Paşa Sarayı yanında bir kütüphane kurduğu söylenmektedir. İlmi yaymayı kendine ödev bilen Xanî yaşamı boyunca bir sürü düşünürden etkilenmiştir. Bunların başında Feqiye Teyran, Hipokrat, Platon, Aristo, Farabi, Firdevsi, Ömer Hayyam ve Nizamî gelmektedir.


    Döneminin en etkili ilim adamlarından eğitimini alan Xanî, Muradiye Medresesi’ne geri dönüp uzun yıllar burada ders verip çalışmalar yapmıştır. 1707 yılında doğduğu yer olan Bazîd’de ölmüş ve buraya gömülmüştür. Türbesi ziyaretgâha dönüşmüş ve günümüzde de ziyarete açık kullanılmaktadır.

    Ehmedê Xanî’nin en önemli özelliği yurtsever ve halkçı oluşudur. Kürtler arasındaki bölünmüşlüğe, aşiretler arası anlaşmazlıklara karşı çıkmış ve aynı toprak parçası üzerinde yaşayan tüm halklar için birliği savunmuştur. Hem Kürtlerin hemde geriye kalan bütün halkların eşitliğine inanmış ve yaşamı boyunca bunun uğruna çalışmalar yapmıştır. Xanî bazı şiirlerinin her bir mısrasını farklı bir dil ile yazarak bizlere edebiyat dilinde de eşitliği savunduğunu en güzel şekilde göstermiştir (Arapça, Farsça, Osmanlıca ve Kürtçe dilleri kast edilmektedir).


    Dört dile de çok iyi hakim olan ve hepsi ile şiirler yazan Xanî’nin en önemli eseri Mem û Zîn adlı mesnevisidir. Dünyada en çok tanınan Kürt eserlerinin başında gelir ve Kürt yazınında çok büyük öneme sahiptir. Kürt halkının kültürünü, hayal dünyasını, siyasi ve sosyal yapısını dünyaya anlatan onurlu bir eserdir. Dr. İzzeddin Resulü bu konuda şöyle yazmaktadır: ”Şimdiye kadar onun hakkında yeterince araştırma yapılmasa da ona duyulan ilgi, hiçbir Kürt yazarın ulaşamadığı bir boyutta yoğunlaşmıştır.” Celadet Ali Bedirxan ise Mem û Zîn’e “Milletimizin Kitabı” demektedir. Esasında her ne kadar bir aşk hikâyesi olsa da aslında bir halkın hikâyesidir. Kürt halkının yaşam tarzını, düşüncelerini, toplum yapısını, geleneklerini anlatan bir toplum değerlendirmesidir diyebiliriz. Ulusalcı içeriği, felsefi, tarihi, sosyal, dinsel ve sanatsal estetiğiyle bir manifesto niteliğindedir. Ayrıca destan kusursuz bir şekilde düşünce, hayal ürünü ve öğretilerini içerecek bir çerçeveye dönüştürmüştür. İslam dünyasındaki mesnevi geleneği açısından bakıldığında son derece önemli özellikler göstermektedir. Öncelikle bu mesnevi, Tevrat ve Kur’an’da geçen ve mesnevi yazarlarına ilham veren meselleri değil, İsa’dan önceki dönemden beri Kürtler arasında yaşayan “Meme Alan” destanını temel almaktadır. Bu destandaki Kürt motifleri, kimliği ve geleneği ile Mem û Zîn mesnevisindekiler eş değerdir.


    Xanî’nin Mem û Zîn’i, pek çok okunmaya açık bir metindir. Ayrıca Xanî’nin bu eseri Kürtçe kaleme alması Kürt edebiyatı adına en büyük adımlardan biridir çünkü bir halkın hikâyesini anlatmanın en etkili yolu hiç kuşkusuz onun dili ile mümkündür. Bunun yanında Xanî’nin bilinen iki tane daha eseri vardır, bunlar: Eqida İmanê ve Nûbara Biçukan adlı yapıtlardır.

    Eqida İmanê (İmanın Şartları), Xani’in İslam’ın temellerinden söz ettiği ve diğer din konularını Kürt dilinde açıklamaya çalıştığı, 73 beyitten oluşan uyaklı bir dini kitaptır. Nûbara Biçukan ise Xani’nin masum biçimde yazdığı Arapça-Kürtçe bir sözlüktür. Nubar, çeşitli şiirsel uyaklar ve ritimlerle yazılmış, 14 bölümden oluşmaktadır. Her bölüm öğrenmenin ve dürüstlüğün yararları, öğretmenlerin görevleri, sabırlı olma, mücadele, bilgiyi pratikle bütünleştirme ve daha bir çok başka konuda içten bir öğütle başlar ve Nubar, Kürt dil tarihindeki ilk sözlüktür. Ondan önce başka bir Kürt sözlüğü yoktur. Bu Xani’nin Kürt diline büyük bir önem verdiğinin ve bu dilin gelişmesi için uğraştığının açık bir kanıtıdır. Bütün bunların yanında Xanî’nin katkıda bulunduğu birçok eser de bulunmaktadır.

    Xanî, yazdıkları, düşündükleri ve yaptıklarıyla bütün insanlığa bir örnek niteliğindedir. Bu yüzden herkesin okuyup araştırması gereken büyük bir filozoftur.

    Mem û Zîn’de eseri neden Kürtçe yazdığını anlattığı bölüm:

    Sebebê Nivîsîna Pirtûkê Bi Zarê Kürdî / Kitabın Kürt Diliyle Yazılmasının Nedeni
    Xanî ji kemalê bêkemal î / Ey Xanî, sen ki yetkinlikten yoksunsun
    Meydanê kemalê dîtî xalî / Marifet meydanını tenha bulmuşsun
    Yanî ne ji qabilî û xebîrî / Yani yeterli değil ,ehil değilsin
    Belkî bi teesub û eşîrî / Belki biraz tutucu ve asilzâdesin
    Hasil: Ji înad, eger ji bêdad / Yani inat ya da bedel ödemekten
    Ev bid’ete kir xîlafê mu’tad: / Süregelene karşı bu yenildikten
    Safi şemirand, vexwarî durdî / Saf olanı terk edip tortuyu içtin
    Manendê durê lîsanê Kurdî, / İnci gibi olan Kürt dilini seçtin
    Înaye nizam û întîzamê / Özenle ele alıp düzen verdin sen
    Kêşaye cefa ji boyê amê / Halk için cefa ve eziyet çektin sen
    Da xelqi ne bêjitin ku: “Ekrad / Ki elalem çıkıp da demesinler, “Kürtler
    Bême’rîfet in, bêesl û binyad / Yeteneksiz,hünersiz, temelsizdirler
    Enwaê mîlel xwedankitêb in / Türlü türlü milletin vardır kitabı
    Kurmanci tenê di bêhesêb in” / Yalnızca şu Kürtlerin yoktur nasibi”
    Hem ehlê nezer nebên ki: “Kurmanci / Hem düşünce ehli demesin ki,
    Işqê ne kırın ji bi xwe amanc /”Kürtler Aşkı amaç diye hedef seçmemişler
    Têkda ne di talibin, ne metlûb / Hepsi birden ne talip olur, matlûb
    Vêkra ne mihîbb in ew, ne mehbûb / Hepsi birden ne muhîb olur ,ne mahbub
    Bêbehre ne ew ji ijqebazî / Aşktan sevgiden nasipsiz kalmış onlar
    Farix ji heqîqî û mecazî” / Hakikatten, mecazdan vazgeçmiş onlar”
    Kurmanci ne pirr di bêkemal in / Kürtler asla yetkinlikte az değiller
    Emma di yetim û bêmecal in / Ve fakat kimsesiz ve mecalsizdirler
    Fîlcumle ne cahil û nezan in / Hepsi birden cahil, bilgisiz değil ki
    Belki di sefîl û bexwedan in / Amma öyle yoksul ve sahipsizler ki
    Ger dê hebûya me jî xwedanek / Bizim de kimimiz kimsemiz olsaydı
    Alîkeremek,letîfedanek, / Bir kerem sahibi, iş bilen olsaydı
    Ilm û huner û kemal û îz’an / İlim ,yetenek,yetkinlik ve terbiye
    Şî’r û xezel û kîtab û diwan, / Şiir ve gazel ve kitap ve divan ve
    Ev cins bibûya li ba wi ma’mûl / Bütün bu türleri işleseydi eğer
    Ev neqd bibûya ki nik wi meqbûl, / Ve bu nakti de makbûl sayılsaydı eğer
    Min dê elema kelamê mewzûn / O an vezinli sözün bayrağını ben
    Alî bikira li banê gerdûn / Dünyanın tepesine dikerdim hemen
    Bîna ve ruha Melê Cizîrî / Mela’nın ruhunu geri getirirdim
    Pê hey bikira Elî Herîrî / Onunla Herîrî’yi diriltirdim
    Kêyfek we bîda Feqîhê Teyran / Bir sevinç verirdim Feqîyê Teyran’a
    Hatta bi ebed bimayî heyran / Sonsuza dek hayran kalırdı o da
    Çi b’kim ku qewî kesad e bazar / Neyleyim ki pazarda işler çok kesat
    Nînin ji ji qumaşî da xerîdar / Alıcı bu kumaşa vermiyor fiyat
    Xasma di vê esrê da ki hemyan / Hele de şu asırda para kesesi
    Maşûq û hebîb e bo me hem’yan / Hepimizin dostu olmuş ,sevgilisi
    Yanı j’ temeê dirav û dînar / Yani paraya pula tamah etmekten
    -Her yek ji me ra we bûne dildar- / – Hepimize maşuk olmuş şu meretten-
    Ger ilmê temam bidî bi polek / Bütün ilmi bir pula satacak olsan
    Bif´roşî tu hîkmetê bi solek, / Felsefeyi bir ayakkabıya veren
    Kes nakete meyterê xwe Camî / Kimse Câmî’yi atına seyis almaz
    Ranagiritin kesek Nîzamî / Kimse Nizamî’yi uşak diye almaz
    Weqtê ku me dî zeman e ev reng / Zamanın böyle olduğunu gördük biz
    Fîlcumle li ser diravê bû ceng / Savaşlar para içinmiş, anladık biz
    Hez kir me bi bîne kîmîyager / Biz de kimyager olmaya heves ettik
    Gava ku me dî nebû muyessern / O vakit gördük ki,kolay değilmiş pek




    Mem û Zîn’de Mem gül ve reyhanları seyrederken şöyle der:

    ‘Ey gul! Eger tu nazenînî, / ‘Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin,
    Kengê tu ji rengê ruyê Zîn’î / Sen nerde, Zin’in yüzünün rengi nerde?
    Ey sınbıl! Eger heyî tu xweş bû, / Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokun var,
    Reyhan ji te bûyîne sîyehrû, / Reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
    Hun ne ji mîsalê zilfe yarin / Fakat siz yarimin zülfine benzemezsiniz.
    Hun her du fızûl û he zekarın / İkiniz de arsız ve herzecisiniz.
    Ey bılbıl! Eger tu ehlê halî / Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın,
    Perwanyê şem’ê werdê alî, / Kırmızı gül mumunun pervanesisin.
    Zîn’a me ji sorgula te geştir / Benim Zîn’im senin kırımızı gülünden daha şendir.
    Bext’ê me ji talıê te reştir’ / Benim bahtım da senin talihinden daha karadir.
  • Kamusu'l Alam ("Yer Adları Sözlüğü") Türkçenin ilk modern resimli coğrafya ansiklopedisidir. Yazarı, yorulmaz sözlükçü Şemseddin Sami Bey, yayın tarihi 1888-1891'dir. Arkadaşımız Kostas Nouros yeni harflere çeviriyor. "Kürdistan" maddesini göndermiş.

    Kürdistan

    Asya-yi Garbi’de kısm-ı azamı Memalik-i Osmaniyye’de ve bir kısmı İran’a tabi büyük bir memleket olub, ekseriyet üzere ahalisi bulunan Kürd kavminin ismiyle tesmiye olunmuşdur. Bu isim taksimat-ı mülkiye ve siyasiyeye dahil olmayıb, vaktiyle bizde Kürdistan Valiliği ve şimdi İran’da Kürdistan Eyaleti bu isimle müsemma memleketin bütününü ihata etdiği gibi, Kürdler dahi dağınık ve sair akvamla karışık bulunduklarından, Kürdistan’ın hududunu tamamıyla tayin etmek müşküldür. Ancak takribi olarak diyebiliriz ki: Kürdistan Urmiye ve Van göllerinin sevahilinden Kerha ve Diyala nehirlerinin menbaına ve Dicle’nin mecrasına dek mümted olub, garb-i şimaliye doğru hududu Dicle’nin mecrasını takible Fırat’ı terkib eden Karasu mecrasına ve oradan şimale doğru (Aras) havzasını Fırat ve Dicle havzasından ayıran taksim-i miyah hattına kadar vasıl olur. Bu itibarla memalik-i Osmaniyyede Musul Vilayeti’nin kısm-ı azamı yani Dicle’nin solunda bulunan yerleri ve Van ve Bitlis vilayetleriyle Diyarbekir ve Mamuretülaziz vilayetlerinin birer parçası ve Dersim Sancağı Kürdsitan’dan madud olduğu gibi, İran’da dahi Kürdistan namıyla maruf olan eyaletle Azerbeycan Eyaleti’nin nısfı yani cenub-i garbi kısmı Kürdistan’dır. Bu vechile Kürdistan şimal-i şarki cihetinden Azerbeycan, şarken Irak-ı Acemi, cenuben Loristan ve Irak-ı Arabi, garb-i cenubi cihetinden Cezire, garb-i şimali tarafından dahi Anadolu ile mahduddur. Bu hudud dahilinde 34° ile 39° arz-ı şimali ve 37° ile 46° tul-i şarki aralarında mümted olub, büyük bir müselles ve daha doğrusu sivri tarafı garb-i şimaliye doğru dönmüş bir armud şeklini ibraz ediyor. Fırat’ı teşkil etmek üzere Karasu ile Murad Çayı’nın mültekasında olan en şimal-i garbi noktasından Loristan’ın hududuna dek olan tul-i azamı takriben 900 kilometre ve arzı 100 ile 200 kilometre aralarındadır.

    Kürdistan’ın medar-ı tefriki ahalisinin cinsiyeti olduğu halde, Kürdler yalnız bu memlekete münhasır olmayıb, Cezire’nin kısm-ı şimalisinde, Şam ve Haleb cihetlerinde, Anadolu’nun her tarafında, Rusya’ya tabi olan Mavera-i Kafkas eyaletlerinde ve İran’ın her tarafında hatta Horasan’da ve Afganistan’da ve Belucistan’da bile bir çok Kürd aşiretleri bulunuyor. Bir tarafdan dahi hududu zikr olunan Kürdistan dahilinde Arab, İrani, Türk ve sair cinsiyetlere mensub ahali vardır. Yalnız ekseriyete itibarla hudud-u mezkure tayin olunabilir. İran’ın Loristan Eyaleti ahalisi olan Lorilerin dahi Kürdlerle münasebet ve karabet-i cinsiyeleri olduğu halde, lisanlarında bir dereceye kadar mugayeret ve beynlerinde münaferet bulunduğundan, Loriler kendilerini Ekraddan saymak istemiyorlar; ve Kürdler dahi Lorileri kendi cinslerine kabul etmeye meyl göstermiyorlar. Alelumum Kürdlerin mikdarı iki buçuk milyona karib tahmin olunub, bir buçuk milyonu memalik-i Osmaniyyede, 750000’i İran’da, 13000 Rusya’nın Mavera-i Kafkas eyalatında, küsuru dahi Afganistan ve Belucistan’da ve sair taraflarda dağınık bir halde bulunuyorlar.

    Kürdistan’ın her tarafı dağlık ve mürtefi olub, yalnız enharın ve vadilerin bazı dar ovaları vardır. En düz ve alçak hattı cenub-i şarki kısmı yani Şehr-i Zor ve Süleymaniye sancaklarıyla İran’daki Kürdistan olub, o cihetde dağlar daha alçak, vadiler daha geniş ve ovalar daha çokdur. En mürtefi yerleri müntah-yi şimalinde Bahr-i Hazer ile Basra Körfezi maileleri arasında bir taksim-i miyah hattı teşkil eden dağlardır. Ancak bunların ormanlar ve meralarla mestur güzel yayla ve etekleri ve ziraate salih vadileri çokdur. Memalik-i Osmaniyye’yle İran hududunu teşkil eden ve şimal-i garbiden cenub-i şarkiye doğru bir kaç sıra teşkil ederek mümted olan dağlar ise mürtefi olmakla beraber, ekseri taşlık ve çıplakdır. Kıta-i mezkurenin o ciheti hakikaten kabil-i sekeni olamayacak derecede sert ve çetin bir yerdir. Kıta-i mezkurenin miyah-ı cariyesi çok olub, Fırat’ın en büyük kolu olan Murad Çayı ve Dicle kıta-i mezkure dağlarından nebean etdikleri gibi, Dicle’ye munsab olmak üzere dahi şimalden başlayarak Batman Suyu, Bitlis ve Siird çayları, Habur, Zab-ı Ula, Zab-ı Esfal, Edhem ve Diyala nehirleri cenub-i garbiye akarak mezkur ırmağa dökülürler; ve kıta-i mezkure dağlarından inen bir çok çayların sularını cem ederler. İran’daki kıta-i mezkurenin yalnız şimal cihetindeki (Kotur) Nehri Gor vasıtasıyla Bahr-i Hazer’e munsab olan Aras Nehri’ne ve pek çok olan enhar-ı sairesi Urmiye Gölü’ne dökülür. Van Gölü’ne munsab olur bir hayli enharı dahi vardır.

    Kıta-i mezkure arzen hayli sıcak olacak bir derecede iken, mevkiinin irtifaından dolayı, havası umumiyet üzere soğuk olub, kışları uzun ve pek sertdir; ve kar aylarca dağlarını örter. Yalnız Dicle vadisine karib olan alçak yerlerinde kışın hava mülayim ve latif ve yazın hayli sıcakdır. Yüksek yerlerinin yazın meraları pek güzeldir, ve bazı dağları çam ağaclarını havi ormanlıkdır. Daha alçak taraflarında meşe, kestane ve çınar ağacları ve daha aşağıda arpa, buğday, keten, kenevir, mısır, tütün, üzüm ve meyvelerin envaı ve en alçak yerlerinde, pamuk, pirinç ve saire hasıl olur. Bir nevi bodur meşe yapraklarından alınan kudret helvası şeker yerine kullanılır. Kürd aşiretleri külliyetli koyun, at, deve ve keçi sürüleri beslerler. Dağlarda ayı, domuz, pars, vaşak, geyik, yabani keçi, karaca, çakal, tilki ve sair hayvanat-ı vahşiye ve küçük av hayvanları kesretle bulunur. Şimal cihetindeki dağlarda demir, bakır, kurşun ve sair madenler bulunduğu tahakkuk etmiş ise de, ihrac olunanları yokdur. Cenub cihetlerinde neft ve taş yağı bulunuyor. Kürdler mazı, fıstık ve yağ çıkarmaya yarar hububat-ı mütenevvie ile yapağı ve tiftik gibi mahsulat ihrac ederler. Kürdler ekseriyet üzere aşiret halinde yaşayıb, mevsime göre mera talebiyle mahal değişdirdiklerinden, ziraatle pek de iştigal etmeyib, başlıca medar-ı taayyüşleri hayvanat-ı ehliyeleri ve sanatları çobanlıkdır; koyun ve tay satışından kazandıkları akça ile geçinirler. Bunun için kışın köylerinde kalıb, haneleri ve tarlaları var ise de, yazın ziraate çok ehemmiyet vermeyib, ekseri çadırlarla sürüleri arkasından yaylalara çıkarlar. Kıta-i mezkurede sanayi-i mahalliye kilim ve halı ile kaba bez ve keçe kabilinden çul ve saire imalinden ve ticaret-i mahalliye zehair ve hayvanat ahz ve itasından ibaretdir. Vesait-i nakliye-i dahiliye işletdirilen kelekden ibaret olub, bu da pek külfetlidir, ve kışın üç ay muvaredat büsbütün münkati bulunur.

    Kürdlerin asl ve menşei ve ne vakitden beri oralarda sakin bulundukları tarihce mechul ise de, ezmine-i kadimede kıta-i mezkurenin kısm-ı cenubisi (Asuriye) ismiyle maruf idi, ve şimal-i şarki ciheti (Midya)’dan madud idi. Eski Midyalıların cinsiyetleri mechul olub, akvam-ı Turaniyeden yani Türk cinsinden oldukları maznun, ve Asurilerin ise akvam-ı Samiyeden bulunmuş oldukları ve Keldanilerle karabetleri malum ve muhakkakdır. Halbuki Kürdler akvam-ı Aryaniyeden olub, İranilerle pek yakın karabetleri olduğu lisanlarından ve sair ahvallerinden anlaşılıyor. Binaenaleyh, Kürdlere ne Midyalıların ve ne de Asurilerin ahfadı nazarıyla bakılıb, şark cihetinden yani Horasan ve Herat taraflarından oralara gelmiş bir kavim olduklarında şübhe yokdur. Ancak şimdi bulundukları yerlere ne vakit hicret etdikleri malum değildir. Milad-i İsa’dan 401 sene evvel yani bundan iki bin üç yüz sene mukaddem askerle o tarafa azimet ve badelmağlubiye perişan bir halde avdet etmiş, ve sefernamesini yazmış olan Yunan-ı kadim meşahir-i muharririnden (İksenefon) elyevm kıta-ı mezkure Diyarbekir ve Mamuretülaziz ve emsali yerlerin her tarafında (Kurduh) tesmiye tdiği kavme mensub ahaliye rast geldiğini beyan ediyor. (Kurduh) isminin ise (Kürd) isminin bir Yunanlı ağzında aldığı tebeddülden hasıl olmuş galatı olduğunda şübhe yokdur. Binaenaleyh iki bin üç yüz sene evvel dahi oraları Ekradla meskun idi. Bu halde diyebiliriz ki Ninovi’de ve Dicle vadisinde şübhesiz Babil cihetlerinden gelmiş olan Asuriler ve Midya’da yani Azerbeycan ve Irak-ı Acemi cihetlerinde belki Ceyhun ve Seyhun vadilerinden gelmiş olan Midyalılar hükm sürmekde iken, yine dağlarda Kürd aşiretleri cevelan ederek, nim müstakil bir halde bulunuyorlardı. Nitekim bu gün dahi Musul ve Diyarbekir’de Arablar Tebriz ve Hamedan’da İraniler bulunduğu halde, iç tarafları hemen sırf Kürdlerle meskundur. Kürdler, akvam-ı Aryaniyeden oldukları halde, ne Asurilerin ve ne Midyalıların ahfadı olabilirler. Bu hususda şahid-i adil addolunmaya şayan olan lisanlarına bakdığımızda, vakıa Asuri ve Keldani lisanlarından mehuz oldukları anlaşılan bir çok kelimeler görüyorsak da, lisan-ı Pehlevide dahi bulunan bu kelimeler Asurilerle Keldanilerin hükumetleri zamanında ve bunların medeniyeti tesiriyle kabul olunub, badel İslam Kürdce ve Farsinin ahz eyledikleri kelimat-ı Arabiye mümasildir; esasen lisan ise Farsiye müşabihdir. Bu kelimelerin vücudu Kürdlerin Asurilerin neslinden olduklarına değil, belki o vakitden beri oralarda sakin bulunmuş ve Asurilerle birlikde yaşamış olduklarına delalet ediyor.

    Kürd lisanı Farsiye ve belki ondan ziyade eski Pehleviye müşabihdir; ancak telaffuzu Farsininki gibi latif olmayıb, dağ adamlarına ve öyle bir hal-i bedeviyetde yaşayan aşaire yakışacak suretde sert ve dürüştdür, ve boğazdan telaffuz olunur harfleri çokdur. Her ne kadar Kürdlerin uleması öteden beri Arabi ve Farsi ile iştigal edib, kendi lisanlarına ehemmiyet vermediklerinden, Kürdcenin edebiyatı bulunduğu iddia olunamazsa da, eskiden beri bu lisanda dahi bir hayli eşar söylenmişdir; ve bu lisanın dahi Farsi gibi huruf-u Arabiye ile tahriri kolay olduğundan, bazı divanlarıyla sair kütb-ü edebileri vardır. Avrupalılar Kürdcenin kavaid-i sarfiyesini ve lugatini dahi muhimuh imkan zabt etmiş; ve kendi lisanlarına mütercim kavaid ve lugat kitabları neşr eylemişlerse de, elsine-i İslamiyemizde henüz bu lisanın kavaid ve lugat ve edebiyatına dair hiç bir şey yazılmamışdır.

    Kürdler umumiyetle cesur ve cengaver ve süvarilikde pek mahir adamlar oldukları gibi, ilim ve terbiye ve medeniyetde fevkalade isitidadları vardır.

    (Kürd) isminin Farside «yiğit, kahraman, bahadır» manasıyla kullanılır bir sıfat olub, Şahname’de bu mana ile pek sık istimal olunduğu malumdur. Bu ismin Kürdlere, cesaret-i tabiyelerine binaen, ibtida bu mana ile verilib, badehu alem olduğu anlaşılıyor.

    Kürdler hemen umumiyet üzere Müslim ve Sünni olub, ekseri Şafi-ül mezhebdirler. İçlerinde yalnız 50000 Yezidi vardır. Pek az mikdarda Kızılbaş bulunuyor. O mevkilerde Nasturi ve Keldani cemaatlerine mensub bir mikdar ahali dahi bulunuyorsa da, bunlar eski Keldanilerin ve Süryanilerin ahfadından olub, Kürd cinsiyetine mensub değillerdir. O cihetde bulunan büyük şehirler mesela Diyarbekir, Musul, Bağdad, Hamedan, Tebriz Kürdistan’ın kenarlarında ve haricinde tesadüf edib, asıl mevki-i mezkurenin dahilinde olan ve Kürdlerle meskun mamurelerin başlıcaları: Süleymaniye, Kerkük, Revandiz, Erbil, Siird, Bitlis, Van, Urmiye, Kirmanşah ve sairedir.

    Tarihin zabt edebildiği zamanların en eskisinde Ninovi’deki Asurilerin taht-ı hükmünde görülüb, Asurilerin hitamında Ninovi ile beraber Midya hükumdarlarının ve badehu Keyhüsrev’in zabtına geçmişlerdir. Hatta Keyhüsrev’e yardım edib, sair memaliki zabtında askerin meyanında hizmet etmiş oldukları mervidir. Kiyaniyan Devleti’nin sükutunda İskender’e ve halefleri olan Makedonyalı tavaif-i müluka, badehu Eşkaniyan’a ve nihayet Sasaniyan’a tabi olub, Kadisiye muzafferiyetinden sonra, hilafet-i İslamiyyenin taht-ı itaatine gitmiş; ve din-i İslam’ı kabul etmişler idi. Hilafet-i Abbasiyenin zaafa duçar olmasıyla, memalik-i İslamiyyenin her tarafında bir takım ümera ve müluk zuhur etmeye başladığı sırada, Kürd rüesasından bir çok adamlar dahi Musul ve Diyarbekir ve Cezire cihetlerinde birer kale veya memleket ele geçirib, bir çok hükumat-ı sagire teşkil etmişlerdiyse de, umum kıta-i mezkureyi idareye alarak, cinsiyet esasına müstenid bir hükumet teşkilini düşünmemişlerdi. Nihayet bu cinsiyete mensub olan meşhur Selahaddin Eyyubi Mısır’da devlete nail olub, kendisi ve evladı Şam ve Haleb ve Hicaz ve Yemen’de hüküm sürdükleri ve evlad-ı vakr-ı bakiyelerinin taht-ı idaresinde bir çok hükumat-ı mümtaze teşkil etdikleri vakit dahi hükm ve nüfuzları haricinde kalmış idi. Çengiz hürucunda dahi sair memalik-i İslamiyye gibi Moğolların paymal-ı zulm ve tadisi olmuş; ve badehu bir çok Türk ve Türkman aşiretleri gelerek, bazı taraflarına sokulmuş; ve Akkoyun ve Karakoyunlar herc-ü mercünden hepsine kapak koyan Timur’un hürucundan sonra kısm-ı azamı Şah İsmail Safavi’nin eline geçmiş iken, Yavuz Sultan Selim Han’ın şah-ı müşarünileyhin üzerine vaki olan seferinde Kürd rüesası, Sünni-ül mezheb olmak saikiyle, ve meşhur İdris-i Bitlisi’nin say ve himmetiyle, dava-yi taraf-ı Devlet-i Osmaniyye’ye dönüb, o vakitden beri kısm-ı azamı devlet-i müşarünileyhin idaresinde bulunmakda, ve yalnız kısm-ı şarkisi muahharen tayin olunan hatt-ı hududun ötesinde kalıb, mugayeret-i mezhebiyeden dolayı, İranilerle beynlerinde bulunan münaferetle beraber, İran’ın taht-ı hükmünde bulunmakdadırlar. (5 - 3840)
  • Kürt dili çok zengin bir dildir.Hem yazılı edebiyat,hem sözlü edebiyat orada yoğunlaşmıştır.
    Güneydoğunun dışında İran'dan Irak'a ,Irak'tan Suriye'ye daha çok Kürt sözlü edebiyatı ,Kürt yazılı edebiyati dili çok zenginleştirmiştir.