"Neden okuyorsun?" Kimse size bu soruyu sormadıysa bile 1000k anketlerinde defalarca karşılaştığınıza eminim😅
Okuma alışkanlıklarımızla ilgili, gerek doğrudan, gerekse dolaylı olarak analizlerden geçeriz... Ruhsal durumumuz bizleri bazen daldan dala konan amaçsız okumalara sürüklese de, hangi türü sevdiğimizle ilgili bir fikrimiz vardır.
Kimimiz kütüphanelerin büyülü atmosferinde keşiflerde bulunmayı severiz, kimimiz uzun okuma listelerini bir görev gibi benimseriz, kimimiz kurgunun zihne nefes aldıran geniş vadilerini tercih ederiz... Kimimiz felsefenin ve psikolojinin sarp yokuşlarında tıkanmaktan haz duyarız, mistik, spiritüel konulara merak sararız... Demir leblebileri severiz...
Kimimiz şiirle soluklanır, mitolojide kendini bulur.
Biz böyle kendi yağımızda kavrulmayı ve bize uzatılan her kitabı hevesle kucaklamayı sürdürürüz ta ki psikologlar okuma reçetesi yazıncaya kadar :)
Günün yoğunluğundan, bir kahve molasında, metroda, vapurda, ya da çocukların uyuduğu saatlerde yaptığımız okumaların ruhsal bütünlüğümüze katkısı tartışılmaz. Düzenli okumalar yapıyorsanız, daha iyi uyursunuz, stres seviyeniz azalır, kendinize saygınız artar ve depresyona kapılma riskiniz azalır. Kitapların şifası da buradadır, iç dünyanızla, akıp giden hayat arasındaki kopuşu dindirmek...
Psikanalizde edebiyatı kullanma fikri Freud'un... Kökeni ise, Nil'in kıyısında kurulmuş Antik Mısır şehri “Thebes'teki bir kütüphanenin kapısına yazılan 'burası ruh için şifalı bir yerdir.' yazısına kadar dayanıyor :) Freud'un rüya analizi ile birlikte değerlendirdiği edebiyat, bir eser ya da şiir üzerinde bireyin bilinçdışını harekete geçiren duygulanımlar ve yorumlar vasıtasıyla psikanalitik ipuçları edinmek açısından önemlidir.
19.yy sonlarında Bibliyoterapi, hastanelerde, ıslahhanelerde,