Sahîh-i Buhârî’de zikredilen bir rivayette Cerîr b. Abdullah şöyle anlatmaktadır; Rasûlullah’ın (s.a.) yanında oturuyorduk. Bedir (dolunay) halinde bulunan aya baktı ve şöyle dedi; “Hakikaten siz Rabbınızı bu ayı gördüğünüz gibi görecek, birbirinize rahatsızlık vermeyeceksiniz. Artık güneş doğmadan ve batmadan önce (yani her gün) hiçbir namazınızı bırakmamaya çalışın.”
İmam Mâlik’in Muvatta’sında, Ebû İdris el-Havlânî’den şöyle rivayet edilmektedir: Dımeşk (Şam) camisine girdim ve dişleri parlayan bir gençle karşılaştım. İnsanlar etrafını sarmıştı. Bir hususta ihtilafa düşseler ona soruyorlar ve söylediğini alıp uyguluyorlardı. Onun kim olduğunu sordum: “Muâz b. Cebel” dediler. Ertesi günü erkenden oraya gittim. Ancak o benden önce gitmişti ve namaz kılıyordu. Namazını bitirene kadar bekledim. Sonra ön tarafından gelip selam verdim ve: “Vallahi ben seni Allah (c.c.) için seviyorum” dedim. “Allah (c.c.) için mi?” dedi, “Allah (c.c.) için” dedim. Tekrar: “Allah (c.c.) için mi?” dedi, “Allah (c.c.) için” dedim. Dış elbisemi tuttu, beni kendisine çekti ve: “Sevin” dedi. “Ben Rasûlullah’ı (s.a.) şöyle söylerken işittim: Allah (c.c.) şöyle buyurdu: Benim için birbirlerini sevenlere, benim için birlikte oturanlara, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve benim için birbirlerine fedakârlık yapanlara sevgim vacip olmuştur.”
Müslim’in rivayetindeki ifade şöyledir: “Allah bir kulu sevdiğinde, Cebrail’ i (a.s.) çağırır ve ona;
‘Ben filanı sevdim sen de sev’ der. Cebrail de onu sever ve gökte şöyle nidâ eder: ‘Allah filanı sevdi, siz de sevin.’ Onu göktekiler de sever. Sonra o kişi yeryüzünde kabul görür.