İsmini ironik şekilde cennetten alan mısırlı fahişe Firdevs’in evinden ilk kaçışında sokağın kenarında sadece birkaç saniyelik bakışıyla varlığını sarsan adamın yarattığı cehennem hissindense evindeki cehennemi tercih edişini en tanıdık sözlerle anlatıyor; “Bütün bildiğim, orada, aklıma geldikçe tüm bedenimi tere boğan o iki gözden daha az korkutucu bir dünyayla karşılaşmayacağımdı.”
Dünya üzerindeki kaç kadının birebir bildiği bir his bu - Bildiği tanıdığı cehenneme razı oldurulmak?
Nerede okuduğumu hatırlayamadığım bir satır geçti aklımdan. Bazı insanlar içlerinde bir ışıkla doğarlar. Bu ışığı yansıtamadıkları her an tıpkı parlak bir farın gözleri kör edecek kadar acıtması gibi acı çekerek geçirirler yaşamlarını. Firdevs, aklını ve kendisini anlamaya başladığı ilk andan ölümüne değin bu ışığın acısını çekti içinde. Her ne kadar amcası, babası, annesi, ve binlercesi ondan parçalar söktüğünü düşündüğü noktada döktüğü bu sözlerde “İlk günden beridir beni avuçlarına almış olan insanlardan bedenimle benliğimi çekip kurtarıncaya dek kaç yıl geçti” dese de, ona ceza-mukafat olan ruhu hiçbir zaman ellerinde duramadı.
Firdevsin gücü, erkeklerin kırılgan egolarının çok farkında olup onları bakışları altında ezmeye çekinmemesinden geliyordu. Duyduğumuz izlediğimiz ve de okuduğumuz tek bir satır hafızaya atılıp kendini göstereceği günü bekliyor. Şerife “yılan senin yılan olmadığını anlarsa sokar” demeseydi, Firdevs ‘çok onurlu’ politikacıları reddecek gücü kendinde bulur muydu?
Tüm bu korkunç acıların ufak bir parçası bile olamayacak bir cümle, türkiyenin kendisini çocuğuna evine adamış, adanmışlıktan yaşayamamış, adanmak dışında bir yaşam bile bilmeyi bırak ne sevdiğini keşfedememiş kadınlarımızı anımsattı. “Portakal mı seversin, mandalina mı? ..-O mandalinaları alır almaz