Brene Brown'un “Empatik bir cevap, hiçbir zaman en azından ifadesiyle başlamaz.” cümlesi, olumsuz durumlarda etrafına pozitif dalgalar yayma mecburiyeti hissedenlerin sayısının hızla arttığı günümüzde daha fazla anlam kazanıyor. İşini kaybeden birinin duymak isteyeceği cümle “En azından daha çok kitap okuyabileceksin.” değildir. Çünkü kişi olumlanmaktan ziyade duygularının paylaşılmasını ister. Yaşananlara olumlu tarafından bakmak, elbette iyi ancak kendimizin veya karşımızdakinin yaşadığı olumsuz durumları yok sayıp sadece olumlu duyguları paylaşmak da empati yoksunu bireylere dönüşmemize yol açıyor. “Toksik olumluluk” adı verilen bu durum, olumsuz bir ruh hâlindeki kişinin doğal duygusal deneyimini reddetmesi anlamına geliyor. Toksik olumluluğa göre davranan kişiler; yalnızca kendi olumsuz duygularını bastırmakla kalmıyor, çevrelerinde sıkıntı içinde olan insanların da kendilerine benzemelerini istiyor. Bu kişilerin etrafa saçtığı “Her şeye olumlu tarafından bak.” türünden nasihatler, doğal bir duygu durumunu yapay bir şablonla değiştirmeyi amaçlıyor. Ayrıca bu öneriler, bakış açısını değiştirmekle acının yok olabileceğini ima ederek “Mutlu hissetmiyorsan sorumlusu sensin.” tenkidini de içeriyor. Bu sığ önerilerin özünde birer Truva atının saklı olduğu görülüyor. Çünkü kişiye gerçekleştiremeyeceği bu tür tavsiyelerde bulunmak; muhatabına içeriden saldırıyor ve kişide mutsuzluk, harekete geçememe, değersizlik hissi, olumlu tarafı görememe gibi durumların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Aslında mutsuzlukla baş etmenin birçok yolunun olduğu biliniyor. Örneğin neden gözyaşı döken canlılar olduğumuzu araştıran bilim insanları, cevabın başkalarıyla daha güçlü bağlar kurmak isteğimiz olduğunu söylüyor. Yani sadece kendimiz için değil, acımızın çevremizdeki kişilerce