Osmanlı mimarlığında süsleme unsurları, yapının estetik niteliğini güçlendiren ikincil öğeler olmanın ötesinde, sembolik anlamlar taşıyan anlatı araçları olarak da değerlendirilmelidir. Bu durum, klasik dönem Osmanlı mimarisinin en yetkin örneklerinden biri olan Selimiye Camii’nde açık biçimde gözlemlenmektedir. Caminin süsleme programı, mimari kurguyu gölgede bırakmayacak ölçüde sınırlı tutulmuş; bezeme unsurları, yapının bütüncül estetik ve manevi karakterine hizmet edecek şekilde düzenlenmiştir.
Selimiye Camii’nin bezeme repertuvarı içerisinde yer alan lale motifleri, Osmanlı sanatında sıkça karşılaşılan sembolik bir formun klasik dönem yorumlarını yansıtmaktadır. Lale, 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı süsleme sanatında zarafet, ölçülülük ve ilahi düzenle ilişkilendirilen bir motif olarak öne çıkmıştır. Genellikle simetrik düzenlemeler ve tekrar eden kompozisyonlar içinde kullanılan lale, Selimiye Camii’nde yer yer tekil ve asimetrik biçimleriyle dikkat çekmektedir.
Bu tekil lale motiflerinden biri, formu ve konumlanışı itibarıyla sanat tarihçileri ve araştırmacılar tarafından özel bir ilgiye konu olmuştur. Motifin eğri saplı, gösterişten uzak ve diğer bezeme unsurlarına kıyasla daha mütevazı bir görünüm sergilemesi, onu Osmanlı bezeme geleneğinde alışılmış simetri anlayışından ayırmaktadır. Bu farklılık, motifin yalnızca estetik bir unsur olarak değil, aynı zamanda anlam yüklü bir simge olarak değerlendirilmesine zemin hazırlamaktadır.
Söz konusu lale motifi etrafında şekillenen anlatı, Selimiye Camii’nin inşası sırasında cami arsasında yaşayan ve tek bir lale yetiştiren bir kadının varlığına işaret eden bir rivayete dayanmaktadır. Rivayete göre kadın, arazisini cami inşası için vermeyi kabul etmiş; ancak bu lalenin hatırasının yapı içerisinde yaşatılmasını talep