Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor Şarkılar söylüyorum
Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm Akşam kızıllığında onun dudakları Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadeh de sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi
Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam Alın tek kat elbisemi size vereyim Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar Parasızlık da bir şey mi
Ölüm bile kötü değil Aytensizlik kadar Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada
Aşkın adı Ayten olsun Ümit Yaşar Oğuzcan
Jean Valjean, gözlerini neredeyse bir an dahi Cosette'ten ayırmadan, Marius'u dinginlikle inceledi. Zorlukla dile getirilen şu sözlerin ağzından döküldüğü işitildi: "Ölmek dert değil, esas korkunç olan yaşamamak.
"Belki de mutluluk şudur: Başka bir yerde olmanız, başka bir şey yapmanız, başka biri olmanız duygusuna kapılmamak" diyor Asiaac Asimov. Olanı olduğu gibi kabullenmek bu yüzden önemli. Çünkü insanın gücü sınırlıdır. Bazen olmaz. Çok istesen de olmaz. Kabullenebilmeli.
Aşkın en güzel tanımını bundan yüzyıllar önce Şeyh Galip, Hüsn-ü Aşk mesnevisinde yapmıştı: "Ateşten denizleri, mumdan kayıklarla geçmek." Sahiden bu böyledir. Pervane olup yanmayı göze almayan, aşıklık iddiasında bulunamaz. Evet yakmıyorsa, tarumar etmiyorsa aşk değil, sanrıdır. Şeyh GalipHüsn ü Aşk