İnsan kıymeti; insana vefa, acıma ve merhamet duygularını pişirip yerleştiren Allah'a iman ve hesap verme anlayışıdır. Bunlar olmazsa, insan kimden korkup kendini frenleyecek?…
Bir insanın dilediğini yapması demek, hiçbir şey yapamaması demekti. İstediği hayatı yaşaması demek aslında hiçbir şey yaşamaması anlamına geliyordu. Çünkü her türlü zevk ve eğlencenin peşinde koşan adam hayattan zevk alamaz bir başka ifadeyle çocuğun istediğini her şeyi yapması hiçbir şey yapamaması anlamına geliyordu. Kendi hayatını yaşarken kişilik bulamıyor, bilakis kaybediyordu. ‘’Bırakın çocuk kendi hayatını yaşasın, istediğini yapsın, gönlünce eğlensin ve kendi kişiliğini bulsun’’ mantığı çok yanlış kapılara çıkıyordu. Halbuki anne-baba, çocuğuna rahat hareket imkanı vermeli; ama onun doğru bir hayat yaşaması için de bazı kurallar koymalı, “Her şeyi yap!” mantığıyla hayatın acımasız dalgaları arasına atmamalıdır. Çocuğa kural koymak onun hayatını sınırlamaz. Tam tersine iyi konmuş kurallar çocuğun hayatını düzenler, mantıklı hareket etme alışkanlığı kazandırır. İşte benim ailem; çağdaş, ilerici ve entellektüel görünmek için ‘Kızım kendi kişiliğini kendi bulsun, kendi hayatını kendi yaşasın” diye beni hayatın yönsüz, kuralsız ve acımasız ortamına bırakmışlardı. Görünüşte her şey normal işliyor gibi görünüyordu ancak kendi içimde büyük çelişkiler yaşıyordum. Kuralsız hayat, insana çok acımasızdır. Kuralsız yetişen insanlar ise kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmüyorlar…..
Her şey onu terk etmişti ve sonunda dipsiz kuyuya düşüyormuş gibi hissetti. Gölün orda on adım daha atıp köprüden büyük bir huzura kendini bırakma düşüncesi sardı. O esnada kilise çanı sert ve ağır çaldı. Bir zamanlar çok sevdiği o aydın gökyüzünden onu kırbaçlayarak sürükleyen sert bir çağrı geldi. 0n dakika sonra; o zaman tren gelecek, o zaman her şeyi arkasında bırakacak, bütünüyle dönülmez bir biçimde...