Gökyüzündeki yıldızların sahneleri güzeldir. Bunda kuşku yok. Hem de kalpleri cezbeden bir güzellik. Sürekli yenilenen, vakitler değiştikçe görüntüsü değişen bir güzellik. Bu güzellik sabah başkadır, akşam başkadır. Bu manzara gün doğumunda başka güzeldir, gün batımında da başka güzeldir. Bu güzellik mehtaplı geceden karanlık geceye, açık gökyüzünden sisli bulutlu gökyüzüne göre farklıdır. Daha doğrusu bu güzellik saatine göre , gözlem yerine göre, bakış açısına göre değişir. Ama her an güzledir, her an çekicidir, her an göz alıcıdır.
Konuşmaya be lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek doyuruyordu.
Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak;herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını bir âna bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak... Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak...
Biraz uzaklaşmıştı ki, barakayı iki kişinin kurduğu aklına geldi, bunlardan biri Arapça öteki İspanyolca konuşuyordu.
Yine de pek güzel anlaşmıştı ikisi."Sözcüklerin ötedinde bir dil var"diye düşündü.