Hep senin yanında olmaya çalıştım.
Olabildim mi, olabiliyor muyum bilmiyorum.
Faydam mı dokunuyor sana,
yoksa farkında olmadan yük mü oluyorum onu da bilmiyorum.
Yaralarına merhem mi oluyorum,
yarana tuz mu basıyorum onu da bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var;
Sana kıyamıyorum.
Sen üzüldüğünde, üzgün olduğunu öğrendiğimde içimden başka biri çıkıyor.
Dünyaya karşı sert duran adam gidiyor, yerine çaresiz bir adam kalıyor.
bu zamana kadar dimdik durmuş adamın yerine kolu, kanadı kırılmış çaresiz bir adam.
Gözünden bir damla yaşın aktığını düşünmek bile içimi parçalıyor.
En çok da susmak yoruyor artık beni.
Yazdığın yazının altına biri yorum yapmış.
Seni tanımaz, adını bile bilmez.
hayatında bir kez bile görmedi seni.
Bizde kendisini tanımayız.
Ama yazdıklarını okuyup içi yanmış, üzülmüş, dua etmiş.
Bir de beni düşün.
Senin için canını ortaya koyabilecek adamı…
Üzüldüğünü bilen ama konuşamayan adamı…
Yaşadıklarını bilen ama susmak zorunda kalan adamı…
bunun altında eziliyorum, un ufak oluyorum.
Senin üzüntüne üzülüp kendi acılarımı içime gömüyorum.
Bildiğim şeyleri bilmiyormuş gibi yapmak zorunda kalıyorum.
Konuşmak isterken susuyorum.
Haykırmak isterken susuyorum.
Sarılıp bütün yükünü almak isterken susuyorum.
Öfke yorar, öfke çok şey yapar diye sıralamışın ya.