Gökyüzü öylesine yıldızlı, öylesine aydınlıktı ki ona bakarak kendinize ister istemez, “ Gerçekten de böyle bir gökyüzü altında envai çeşit aksi ve hırçın insan yaşayabilir mi?” diye sormadan edemezdiniz...
“Senin gökyüzün açık olsun, tatlı gülümsemen ışıltılı ve huzurlu olsun...”
Diyebilirsin ki bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim... Seni az tanıyorum... Az...
Sen de fark ettin mi? Az dediğin küçük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece 2 harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri Başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi.
Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorumi demek, seni kendimden çok biliyorum demektir. Bilmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. Belki de az her şey demektir. Ve Belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.
“Keşke zamanı durdurmanın bir yolunu bulabilseydik.Hani bir mutluluk anı gelip geçerken , ağımızı üzerine atıp,bir kelebek gibi yakalayabilsek,o an sonsuza kadar bizimle kalsa’'