Geçmişinde çokça savaş yaşamış ve halen savaş tehlikesi içerisinde bulunan ülkelerin milli bilincinin daha fazla olduğunu varsayarsak, bence böyle milletlerin üniter sistemi tercih etmesi çok muhtemel olur. Tabi ki, ülkedeki ayrılıkçı fikirlerin, fikirden öteye gitmediği, çok kültürlü ve dinli coğrafya ülkeleri, insanlarını daha konforlu yaşatabiliyorsa -ki bunlar arasında ellerini masum insanların kanına bulamaktan çekinmeyenler var- o zaman farklı fikirlerin de sesi çok çıkmaz zaten. Bu nedenle de, federal sistem çok uygulanabilir hal alır. Ta ki savaş kapıya gelene kadar. Bu sistemin handikabı da budur. Savaş gelince üniter sistem ülkeleri gibi milli bir bilinç oluşmadığından, birleşmek daha zor olur. Eh üzümü yiyip, bağını sormayınca da böyle olabiliyor demek ki. Bu arada mesele her zaman birlik olabilme meselesidir. Ve bunun ne kadar gerekli olup, olmadığı. Yoksa federal yönetilenlerin hepsi için milli bilinci yoktur denemez.

Hilâl

@hilalozmn
·
Peki hangisi daha iyi?
“Bir ülkenin siyasal sisteminin üniter mi yoksa federal mi olacağını bir dizi faktör belirler. ..Her iki sistemin de bir diğerine nispetle üstün ve zayıf tarafları vardır. Üniter sistem otoriteryanizmi beslemeye daha meyillidir. Federal sistem otoriteryanizmi zorlaştırır. Federal sistemin bölünmeyi teşvik edebileceği algılaması ise tamamen bir yanılsamadır. Tam da tersine, federalizm, șu veya bu sebeple birlikte yaşamaya isteksiz coğrafyaları-nüfusları bir arada tutmanın yöntemlerinden biridir.”
Sayfa 67 - Devlet Biçimleri ve Yapılanmaları·Kitabı okuyor
Küçük Şeyler Fazla Anlam Yüklemek
Bir bakışa, bir mimiğe, bir gülümsemeye, bir selama ve cümlenin sonuna koyulan bir noktaya bazen fazla anlam yükleyebiliyorum. O kişinin yaptığı her şeyi en ince ayrıntısına kadar inceleyebiliyorum. Aslında saniyeler süren bir hareket ama benim beynimde saatlerce dolanıyor. Ve sanırım bunun sebebi sadece merak değil. Bazen bir şeyin olmasını çok istediğimde en küçük ihtimallere tutunabiliyorum. Çünkü umut, sevgi gibi dünyadaki en masum duygulardan biri. Ve çok güzel. Ama fazla kafaya takarsam yorucu. Çünkü en küçük şeylerden anlam çıkartmak ve bazen hayal kırıklığına uğramak insanı yoruyor. Her zaman istediğin gibi olmuyor. Bazen bir bakış, sadece bir bakış değildir. Ama bazen de bir bakış, sadece bir bakıştır. İşte bunu kabullenmek benim için zor oluyor. Ama galiba büyümenin bir parçası da bu; Her şeyin bir anlamı olmasına gerek olmadığını öğrenmek. Yine de hoşlandığın kişi sana beklenmedik bir şekilde gülünce bunu bir kaç dakika değil bir kaç gün düşünmek de oldukça tatlı ve normal ☁🌟 (Ne kadar çok bağlaç kullanmışım☺)
Duygu ve Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gazâlî, İhya’da geçmişe özlem duymanın özüne dair çok derin bir temasta bulunarak bu durumun iki büyük risk taşıdığını belirtir. İnsan geçmişe gereğinden fazla döndüğünde, kalp yavaş yavaş bugünü kaybetmeye başlar. Ve bunun ardından iki büyük çöküş doğar: İlki; Rıza zayıflar. İnsan fark etmeden sürekli şunu düşünmeye başlar: “En güzel günler geride kaldı.” “Hayat aslında o zaman güzeldi.” “Her şeyimi geçmişte bıraktım.” Bu düşünce masum görünür; ama içinde kaderin bugünkü hikmetine karşı sessiz bir itiraz taşır. İkincisi ise daha tehlikelidir: İrade zayıflar. Çünkü sürekli geçmişte yaşayan insan, bugünün sorumluluğunu taşıyamaz hâle gelir. Yapması gerekenleri erteler, değişme gücünü kaybeder, gelecek için hayır üretecek enerjiyi yitirir. Gazâlî bu hâli, “İnsanın geçmişi zihninde tekrar tekrar kurarak kendisini oyalaması” şeklinde anlatır. Ve bunu yalnızca bir duygu değil, nefsin ince bir oyunu olarak görür.
Duygu ve Düşünce
Bir de düşünceler iç içe olmasa böyle yazmazdım dgdhd
Ya bir de şunu söyleyeceğim olduğum kişiden memnunum o olsaydım bu olsaydım düşüncem yok iyi ki değilim yine de ben ayrı olayım.Fiziksel özellik olarak daha açık saç rengi isterdim evet ama sapsarı bir saç da değil açıkçası ya da mavi göz fln bilmiyorum ya kendime böyle alıştım yok.Bir okuduğum şey sinir bozucu geldi de ondan.O karakter ben olamaz o karakteri ben sevmiyorum yani ben kendimi seviyorum ona benzemek isterdim şu bu gereksiz.Olmak istediklerim açısından daha çok kişilik özellikleri diyebilirim işi zamanında yapan rahat ertelemeyen biri olabilirdim bunu isterdim rahatça işleri halleden ve çevrede farkedilen biri olmak isterdim o aura bende yok sanırım en büyük sebep iyi bir dinleyici değilim.Bazen de değişik konuşurum dgdhd anlamsız bunu exte de gözlemledim iyi iyi devam etsin masum duruyor dhdhdh cool durmasın fazla.
Sevmeyi sevilmeyi mutlu hissetmeyi fazla özledik galiba...
Nefesi nefesine değenin yanında uyanıyorsun.Tarifsiz huzur hissediyorsun içinde.Yüzünde masum bir tebessüm… Her şeye başka pencereden bakmaya başlıyorsun.Huzurlu olunca insan, başka bir pencereden bakar zaten. Çay daha güzeldir.Daha bir tadını alırsın her şeyin.Dünya daha temizdir. İnsanlar daha iyi.Böyle hissettiren sabahları fazlaca özlemedik mi ???
Duygu ve Düşünce
Aldanmak ve aldatmak
Namaz, oruç, hac, Kur’an okumak; Allah ile kul arasındadır ve güzeldir. Hiçbir Müslüman bunların değerini küçümseyemez. Ancak hiçbir Müslüman da bu ibadetlerin, çiğnenen bir kul hakkını telafi ettiğini iddia edemez. Mazlumun hakkı, ne kadar fazla namaz kılınırsa kılınsın, ne kadar hacca gidilirse gidilsin, ne kadar oruç tutulursa tutulsun ödenmez. O hak ancak hak sahibine teslim edildiğinde, ancak helallik alındığında, ancak zulüm durdurulduğunda düşer. Klasik fıkhın bu konuda hiçbir tereddüdü yoktur. Masum insanların cezaevine atılması, sayısız düşman hukuku uygulaması, hak edilmeyen mahkûmiyetler, sürüncemede bırakılan dosyalar, uygulanmayan AYM ve AİHM kararları; bunların hiçbiri namazla, oruçla, hacla, Kur’an tilavetiyle örtbas edilemez. Dini, bir vicdani arınma yolu olmaktan çıkarıp bir vicdan uyuşturucusu hâline getirmek, bizzat dine yapılmış en büyük haksızlıktır. Ayrıca bu sadece aldanmak değil; aldanmaya devam edebilmek için kendini ve başkalarını sürekli yeniden aldatmaktır. Aldatmanın en tehlikelisi dinin diliyle yapılanıdır; çünkü o dil, kendisine inananı ikna ettiği gibi, başkalarının da uyanmasını geciktirir. Sayın Özkaya doğru söylemiştir. “Midede haram lokma olursa ne takva ne de fetva kurtarır.” “Haram ile abat olanın sonu berbat olur.” “Gönül gözü gerçeği göremez.” Bu cümleler bir vaaz olarak değil bir teşhis ve uyarı olarak okunduğunda, ilk muhatabı bizzat o sözlerin söylendiği bütün zemin olmalıdır. Bu sözleri söylemek kolaydır; bu sözlere göre yaşamak ise, bugün Türkiye yargısında, sahiden bir cesaret meselesidir. Alıntılanan sözler geriye dönüp bakıldığında iki yönlü bir belge olarak okunacaktır. Bir yandan, yıllardır giderek kötüleşen tablonun en üst düzey yargıçlar tarafından da açıkça tekrar edilmesi bakımından bir kayıttır. Öte yandan,
Alıntı