Edecek tek lafım, savunacak tek tezim yok. Tek bildiğim kitap bittiğinde göğsümün üzerine koyup göz yaşlar eşliğinde gözlerimi tavana dikip yaşam karşısında hoşnutsuzluğumu, mutsuzluğumu, uykumu karışan şeyleri, beni insanlardan ardıma dahi bakmadan korkutup da kaçıranları, asıl bağnaz olanların gözünde cahil oluşumu sorguladım ve hem kendime hem martine (tek yapabildiğim de belki bu) ağladım. İnsanların hepsinin toplanıp beni istedikleri kumaşlarla örtmesine izin verişimi, o bağnaz toplumu tanrı bilip de o kokuşmuş bedenlerini mabet bilişimi vs. sayamayacağım aptallığım için ağladım sadece. Çünkü ben de bu yaşam denilen zaman aralığında MARTİN EDEN olarak yaşamışım. Sadece bir dönem, kısa mı kısa kutsal bir dönem. Neden mi kısa? Çünkü onun gösterdiği cesareti gösterip de bu aptal oyuna son veremedim. Hiçbir zaman benliğimde olmayacak gücü fark etmemle Martin ile yolumu ayırmışım. İyi ki bu alçak yolculukta yolcum oldun ve benliğini en güzel şekilde ağırladım Martin. Emin ol ki yüreğimin en nadide yerinde en çok istediğin şekilde ağırlamaya devam edeceğim.