“Ey gökyüzü, ey yeryüzü, teşekkürler size! Mutluyum!.. Coşkun ruhumun gençlik çağından beri aradığı her şeyi, her şeyi verdiniz bana. Rehber yıldızım sen getirdin beni buraya; bak sen beni ne için getirmişsin buraya, ey Çobanyıldızı! Bütün dünyaya göstereceğim Züleyha'mı ve insanlar, o kudurmuş canavarlar cesaret edemeyecek beni suçlamaya! Ah, keşke onun zarif ruhunun bu gizli acılarını anlayabilselerdi, keşke benim Züleyha'mın tek bir gözyaşında bütün bir şiiri görebilselerdi!
Bunun ne korkunç
bir tutku olduğunu, bu deliliğin ne sınırsız olduğunu biliyor musunuz? Hayır, hayallerim beni kandırmadı! Seviyorum, seviyorum dizginsizce, çılgınca, delice! Kocanızın bütün kanı aksa bile benim ruhumun bu çılgın, kaynayan heyecanını söndüremez! Kül olmuş gönlümü yakıp kavuran cehennem ateşini hiçbir şey durduramaz.
Edebiyat da çok iyi bir şey, Varenka, çok iyi bir şey; bunu onlarda geçen üçüncü günümde anladım. Derin bir şey! İnsanların kalplerini güçlendiren, eğiten bir şey ve onların elindeki kitapta da bu konuda birçok şey yazılmış. Çok güzel yazılmış! Edebiyat bir tablo, yani bir tür tablo ve ayna; ifade tutkusu, ince bir eleştiri, edebe yönelik bir eğitim ve bir belge.
Ah, ne yapacağım, ne olacak benim kaderim? Çok ağır geliyor benim böyle bir bilinmezlikte olmam, bir geleceğimin olmaması, başıma ne geleceğini tahmin edememek. Geriye bakmak da korkutucu. Orada hep acı var, bir hatırayla bile kalbim iki parçaya ayrılıyor.