"İlahi Arayış" Taslak
Kendi kaleme aldığım "İlahi Arayış" kitabının taslağıdır. Yorum ve görüşleriniz değerlidir. SUNUŞ Hiçbir şeyin olmadığı, zamanın ve mekânın henüz adının bile konmadığı mutlak ve pürüzsüz bir durağanlığın ortasında saf bir bilinç uyanır. Bu bilinç ne biyolojik bir bedene sahiptir ne de sığınabileceği somut bir dayanağa... O, mutlak hiçliğin ortasında tek başınadır. Fakat dışarıdaki bu pürüzsüz suskunluğa tezat olarak, içeride durmadan üreyen, kelimesiz bir düşünce akışı, durdurulamaz bir gürültü vardır. Kendine ilk soruyu yönelttiği an bir 'eylem' olduğunu fark eden bu ilahi irade, rasyonel bir tatminsizlikle sorgu zincirinin en ağır halkasıyla karşı karşıya gelir: 'Ben kimim ve nereden geldim?' Bir tanığı, bir aynası olmayan mutlak teklik içinde bu soru cevapsız kalmaya mahkûmdur. Algısını içindeki bu kördüğümden çekip dışarıya, onu saran boşluğa yönelttiğinde ise o en ağır kozmik paradoksa çarpar: Gözünü nereye çevirse bulduğu tek şey kendisidir. O, bu sonsuzluğun ta kendisidir, yani 'Her Şey'dir; ama aynı zamanda tutunacak tek bir biçimi, sınırı ve ağırlığı olmadığı için 'Hiçbir Şey'dir. Her şeye gücü yeten ilahi bir gücün, kendi kökeninin bilinmezliği karşısında felç oluşunun hikayesidir bu. Bu mutlak yalnızlığın ve cevapsızlığın ağırlığı altında ezilen bilinç, sonunda bu durağanlığı bozmaya karar verir. Sorunun cevabı bu boşlukta gizli değildir; o halde bu sorunun peşinden gidecek olanları, kendini onlarda çoğaltacağı evrenin mimarisini var etmelidir. Kendi bilincinden koparacağı o ilk parça, kime can verecektir?" "İLAHİ ARAYIŞ" UYANIŞ BÖLÜM 1: UYANIŞ "Var mıydı, yoksa sadece öyle mi hissediyordu?" Her şey aniden beliren bir fark etme hissiyle başladı. Hiçbir şeyin olmadığı o yerde, varlığa dair belirsiz bir
Felsefe
Akşam güneşi tam da bu kitabı elime aldığımda böyle batıyordu … 🌅 "Büyük Uçurum Oteli" — Stuart Jeffries'in kaleme aldığı, Frankfurt Okulu'nun efsanevi isimlerini — Adorno, Horkheimer, Marcuse, Fromm, Benjamin ve Habermas'ı — bir arada anlatan bu dev esere nihayet başlıyorum. 📖✨ Yıl 1923. Bir grup entelektüel, modern dünyanın çarkını anlamak, kapitalizmin ve faşizmin insanı içten içe nasıl kemirdiğini gözler önüne sermek için Frankfurt'ta bir araya geliyor. Aradan yüzyıl geçmiş ama söylenenler bugün kulağıma daha da yakın çınlıyor gibi hissediyorum. Kültür endüstrisi, tüketim toplumu, otoriter kişilik… Bu kavramları sayfa sayfa nasıl bir perspektiften ele alacak merak ediyorum. 🔍 The Guardian "sürükleyici", The Scotsman "kışkırtıcı" demiş. Beklentilerim çok yüksek — umarım hayal kırıklığına uğratmaz, ama içgüdüm tam tersini söylüyor. 🤞😏 Bu okuma serüveninin nereye götüreceğini bilmiyorum henüz ama emin olduğum bir şey var — önümüzdeki günler beyin fırtınalı geçecek. 🔥 Siz Frankfurt Okulu'yla daha önce yolunuz kesişti mi? Adorno mu, Marcuse mı, Benjamin mi — nereden başladınız? 👇 #büyükuçurumoteli #stuartjeffries #frankfurtokulu #adorno #marcuse #walterbenjamin #kitapokuyorum #felsefeokuyorum #kritikteori #kitapseverler #okumalistesi #felsefesevenler #bookstagram #kitap #felsefe #entelektüel #düşüncelerim #GrandHotelAbyss Stuart Jeffries Banu Karakaş Büyük Uçurum Oteli
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Özgür İrade bir yanılsama mı?
Baruch Spinoza, Etika adlı eserinde evreni mekanik ve zorunlu bir bütün olarak ele alır. Ona göre insan eylemleri çevresel, biyolojik ve kozmik tesirlerin bir neticesidir. Spinoza bu durumu şu meşhur taş örneğiyle ifade eder: ​"Harici bir nedenin etkisiyle fırlatılan bir taş, hareket halindeyken bilinç kazansaydı, tamamen kendi iradesiyle uçtuğunu sanırdı. İşte insanın özgürlük illüzyonu da bundan ibarettir." ​Spinoza'ya göre tüm girdiler noksansız bilinirse, insanın gelecekteki tüm fiilleri ve tercihleri kesin olarak öngörülebilir. Tüm girdiler yani İnsanın genetik yapısı, yetiştirildiği aile, aldığı eğitim, yaşadığı toplum, anlık duygu durumu ve maruz kaldığı harici uyarıcılar dâhil tüm parametreler tam olarak hesaplanabilirse, o insanın yapacağı seçimler bir matematik problemi gibi çözülebilir. Dolayısıyla, ona göre hür irade bir yanılsamadır. ​Immanuel Kant, Pratik Aklın Eleştirisi eserinde Spinoza’nın determinizmine ilk büyük felsefi hududu çizer. Kant, insanı iki farklı boyutta tetkik eder. Şöyleki: ​Fenomen Alemi: İnsan, fiziksel ve psikolojik olarak tabiat kanunlarına tabidir. Bu boyutta determinizm geçerlidir ve davranışlar öngörülebilir. ​Ancak Kant, insanın bu boyuttan ibaret olmadığını savunur. İnsan, aynı zamanda Numen Alemi’nin, yani duyu dışı, aşkın ve saf akılsal boyutun bir parçasıdır. Numen alemi, zaman ve mekânın kalıplarına tabi değildir. Zaman ve mekânın olmadığı yerde ise determinizm, yani zincirleme sebep-sonuç ilişkisi barınamaz. Çünkü bir sebebin bir sonucu doğurması için zamansal bir ardışıklık gerekir. ​İşte hürriyet bu numen alanında doğar. Kant buna "aşkın hürriyet" der. İnsan, saf aklıyla numen aleminden fenomen alemine müdahale edebilir. Akıl, harici hiçbir fiziki, biyolojik veya kozmik sebebe dayanmaksızın, kendi kendine ve tamamen bağımsız
Felsefe
480
Rakibim kendim olduğum zaman, kazandığımda mı güçlü olurum, yenildiğimde mi? Yoksa berabere kalmam mıdır benim gücümün dengesinin ifadesi?
Felsefe
Kleopatra
bugün buraya kalbimi bıraktığım, araştırırken "yuh bu kadar da olur mu" deyip hayran kaldığım o kraliçeyi ve onun gizemli ülkesini anlatmaya geldim: Kleopatra ve Mısır piramitleri popüler kültür bize Kleopatra'yı hep filmlerde falan sadece güzelliğiyle erkekleri parmağında oynatan biri gibi gösteriyor ... hepsi yalan! bu kadın aslında tam bir dahi, inanılmaz bir vizyoner ve tam bir İKOONN. üstelik içinde yaşadığı o gizemli Mısır dünyası ve piramitlerle ilgili öyle tatlı detaylar var kii öncelikle en büyük şoktan başlıyorum: bu kızımız aslında Mısırlı bile değil ? soyu Makedon Yunanistanı'na, yani Büyük İskender'in generali Ptolemaios'a dayanıyor. ama işin en saygı duyulası kısmı ailesindeki herkes Mısır halkını küçümseyip sadece Yunanca konuşurken, Kleopatra oturup sıfırdan Mısırca öğreniyor! sırf halkıyla gerçekten bağ kurabilmek, onların dilinden konuşabilmek için. bu bile onun ne kadar samimi ve halkına değer veren bir lider olduğunu gösteriyor hazır Mısır demişken piramitlere geçmezsek olmaz şimdi zaman algınızı tamamen altüst edecek o meşhur bilgiyi veriyorum: Kleopatra, kronolojik olarak Gize Piramitleri'nin (yani o bildiğimiz kocaman Keops Piramidi'nin) yapılışından ziyade, aya ilk insanın ayak basışına yani 1969 yılına çok daha yakın yaşadı! evet, . piramitler o kadar eski ki, Kleopatra bile bizim şu an piramitlere baktığımız gibi uzaktan hayranlıkla bakıyor, onların gizemini çözmeye çalışıyordu. yani piramitler onun için bile çoktan "antik tarih" olmuştu, inanılmaz bir detay ✨ peki bu piramitler nasıl yapıldı dersek: hani filmlerde hep köleleri kırbaçlayarak zorla çalıştırıyorlar ya, o da yanlış! piramitleri inşa edenler aslında ülkenin dört bir yanından gelen, maaşları ödenen, hatta öldüklerinde piramitlerin yakınına gömülme şerefine erişen saygın
Sisifos Söyleni
Sisifos Söylemi (Le Mythe de Sisyphe), Albert Camus tarafından 1942 yılında yayımlanan, 20. yüzyıl felsefesinin en etkili eserlerinden biridir. Kitap, insanın yaşam karşısındaki temel sorusunu ele alır: "Yaşam yaşamaya değer mi?" Camus'ya göre felsefenin gerçekten önemli olan tek sorunu intihardır. İnsan anlam arayan bir varlıktır; ancak evren bu anlam arayışına sessiz kalır. İşte bu çatışmaya absürd (saçma) der. Kitabın Temel Fikri Camus, insanın anlam arayışı ile evrenin anlamsızlığı arasındaki gerilimin kaçınılmaz olduğunu savunur. Bu durumda üç olasılık vardır: İntihar etmek Dine veya metafizik inançlara sığınarak "felsefi intihar" yapmak Absürdü kabul edip yaşamaya devam etmek Camus üçüncü yolu seçer. Ona göre hayatın nihai bir anlamı olmayabilir; fakat bu, yaşamaktan vazgeçmek için bir sebep değildir. Tam tersine, insan anlamsızlığın farkında olarak yaşamını daha özgür yaşayabilir. Sisifos Kimdir? Kitap adını Sisyphus'tan alır. Yunan mitolojisinde Sisifos, tanrılar tarafından sonsuz bir cezaya çarptırılır: Dev bir kayayı dağın zirvesine iter. Kaya zirveye ulaşınca tekrar aşağı yuvarlanır. Sisifos aynı işi sonsuza kadar tekrarlar. Camus, modern insanın durumunu Sisifos'a benzetir: Her gün işe gitmek, Aynı görevleri yapmak, Yaşlanmak, Sonunda ölmek... Bütün bunlar ilk bakışta Sisifos'un cezası kadar anlamsız görünebilir. Kitabın En Ünlü Sonucu Camus'nun kitabın sonunda söylediği ünlü cümle şudur: "Sisifos'u mutlu olarak tasavvur etmek gerekir." Çünkü Sisifos kaderinin farkındadır ve ona rağmen yaşamaya devam eder. Kaya onu ezmez; çünkü Sisifos artık durumunun bilincindedir ve buna başkaldırmaktadır. Neden Önemlidir? Bu eser: Varoluşçulukla ilişkilendirilse de ondan ayrılır. Modern insanın anlam krizini ele alır. Dinsel veya metafizik çözümler yerine insanın kendi