Felsefe ve Hayal
Hiç düşündük mü Felsefe nedir, Hayal nedir? Ayrımı nasıl yapılır? Felsefe nedir? Felsefe, henüz sayılara dökülmemiş düşüncedir. Bilimin kesinliğe kavuşmamış, formüllere hapsedilmemiş hâli… Yani zihnin, hakikati ararken kurduğu en saf sistemdir. Onun ötesine geçildiğinde ise artık zemin kayganlaşır; düşünce yerini hayale bırakır. Peki hayal nedir? Hayal, rastgele bir boşluk değil; insanın iç dünyasında kurulan karmaşık bir dengedir. Bu dengede altı temel kuvvet karşı karşıya gelir. Bir tarafta insanı yücelten üç unsur vardır: akıl, vicdan ve ruh. Diğer tarafta ise insanı sınayan üç güç durur: zekâ, ego ve nefs. Bu iki üçlü, zihnin derinliklerinde sürekli bir etkileşim hâlindedir. İnsan, işte bu gerilimde şekillenir. Akıl yön vermek ister, vicdan sınır çizer, ruh anlam arar. Ama aynı anda zekâ hesap yapar, ego üstün gelmek ister, nefs ise hazza çağırır. Hayal dediğimiz şey, bu güçlerin birbirine temas ettiği noktada doğar. Bu yüzden hayal ne bütünüyle yücedir ne de bütünüyle düşüş… O, insanın içinde süren sessiz mücadelenin ürünüdür. Ve insan, hangi tarafa kulak verirse, zihninde kurduğu dünya da o yönde şekillenir.
Felsefe
Orijinal?
Nedir orijinal? Bir şeyin son kopyası mı mıdır? - Bir şarkı düşünelim mesela; Sözler yazılırken kaç defa revize edilir yazarı tarafından? Kaç defa kelimeler yer değiştirir, önüne sonuna arasına sözcükler girer/çıkar? Kaç farkı melodi denenir sözlere yakışacak? Her biri kendi başına birer kopya değil midir? Her bir deneme bir öncekinin kopyasını oluşturmaz mı? - Bir resmi düşünelim mesela; Ressamın zihnindeki düşünce midir orijinal? Yoksa tuvale, kağıda veya bir duvara resmettikleri mi? - Bir filmi düşünelim mesela; Kaç tekrar, kaç prova, kaç deneme sonunda çıkar ortaya "orijinal" ? Orijinal midir bir filmin en kusursuz sahneleri? Yoksa doğaçlama oynanan bir tiyatro perdesi midir asıl orijinal? - Bir şiir bir roman düşünelim mesela; En güzel kafiyelerin alt alta dizilmesi midir orijinal? En süslü sözcüklerin bir araya gelmesi midir? Yoksa yazarın beğenmediği için buruşturulup çöpe attığı kağıtlar mıdır orijinal? Sahi söylesenize nedir sizce orijinal?
Felsefe
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiç düşündük mü Felsefe nedir, Hayal nedir? Ayrımı nasıl yapılır? Felsefe nedir? Felsefe, henüz sayılara dökülmemiş düşüncedir. Bilimin kesinliğe kavuşmamış, formüllere hapsedilmemiş hâli… Yani zihnin, hakikati ararken kurduğu en saf sistemdir. Onun ötesine geçildiğinde ise artık zemin kayganlaşır; düşünce yerini hayale bırakır. Peki hayal nedir? Hayal, rastgele bir boşluk değil; insanın iç dünyasında kurulan karmaşık bir dengedir. Bu dengede altı temel kuvvet karşı karşıya gelir. Bir tarafta insanı yücelten üç unsur vardır: akıl, vicdan ve ruh. Diğer tarafta ise insanı sınayan üç güç durur: zekâ, ego ve nefs. Bu iki üçlü, zihnin derinliklerinde sürekli bir etkileşim hâlindedir. İnsan, işte bu gerilimde şekillenir. Akıl yön vermek ister, vicdan sınır çizer, ruh anlam arar. Ama aynı anda zekâ hesap yapar, ego üstün gelmek ister, nefs ise hazza çağırır. Hayal dediğimiz şey, bu güçlerin birbirine temas ettiği noktada doğar. Bu yüzden hayal ne bütünüyle yücedir ne de bütünüyle düşüş… O, insanın içinde süren sessiz mücadelenin ürünüdür. Ve insan, hangi tarafa kulak verirse, zihninde kurduğu dünya da o yönde şekillenir.
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK: Hegemonya, Kontrol ve Maddi Sınırlar Üzerine Dokuz Eksenli Bir Analiz Robin Hood efsanesinin 12. yüzyıldan günümüze evrimini takip eden bu çalışma, muhalif kültürel figürlerin kapitalist sistem tarafından nasıl absorbe edildiğini ortaya koymaktadır. Dokuz eksenli metodoloji aracılığıyla, bu dönüşümü sadece kültür-politik değil, aynı zamanda termodinamik yasaları ile fiziksel altyapısının çelişkileri bağlamında analiz edilmektedir. Kültürel Termodinamik olarak adlandırılan bu çerçeve, Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi tarihsel figürler üzerinden test edilmiş ve evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu gösterilmiştir. Son olarak, simülasyonun maddi sınırları ve kodlanamaz yaşamın direniş potansiyeli incelenerek, kapitalizmin kaçınılmaz fiziksel çöküşü ve insanın kuantum belirsizliği aracılığıyla direniş olanakları tartışılmıştır. GİRİŞ: "MASKENİN" TARİHİ VE "HARD WALL"IN KAÇINILMAZLIĞI Bir efsanenin tarihsel metamorfozunu incelemek, aslında o efsanenin yazıldığı dönemin güç ilişkilerini, sınıfsal kaygılarını ve egemen ideolojisini deşifre etmek demektir. Robin Hood, 12. yüzyılda sözlü anlatım geleneğiyle ortaya çıkmasından bu yana, her çağda farklı bir maske takmıştır. Ancak bu maskelerin altında, aynı bir gerçeklik yer almıştır: Muhalif enerji, sistem tarafından sürekli olarak absorbe edilmiş, estetikleştirilmiş, soyutlaştırılmış ve sonunda paraya tahvil edilmiştir. Bu makale, Robin Hood efsanesinin bu yolculuğunu takip ederken, aynı zamanda muhalif kültürel figürlerin dönüşümünün bir termodinamik yasası olduğunu iddia etmektedir. Sistemi yok edemeyeceğimiz için, hatta sistem onu her saldırısı karşısında güçlendireceği için, direncin son kapısı—paradoksal olarak—fiziksel yasalardır. Elektrik kesilir, çip krizi yaşanır, nehirler kurur.
Felsefe
Düşünme Nedir?
İnsan, yalnızca yaşayan bir varlık değil, aynı zamanda yaşadığını fark eden bir varlıktır. Onu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri de genel olarak olup bitenleri anlamlandırma, sorgulama ve yorumlama yeteneğidir. İnsan, dünyanın gözünü açtığı andan itibaren duyar, duyar, hisseder. Fakat bütün bunların ötesinde düşünürler. Düşünmek, insanın kendisiyle, ortamıyla ve varlıklarla kurduğu en derin ilişkinin adıdır. Yaşamın içinde çoğu zaman düşünmenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark etmeyiz. Oysa bir sabah verilen küçük bir karardan, bir toplumun bireylerine büyük tercihlere kadar her şey düşünme faaliyetinin ürünüdür. İnsanın bazen geçmişini okuyabildiğini, bazen bugününü değerlendirdiğini, bazen de sürdürmesini inşa etmek için düşünür. Bu alanı düşünme, yalnızca zihinsel bir faaliyet değil; insanın varoluşunu anlamlandırma çabasıdır. Düşünün, en genel anlamıyla bireylerin karşılaştığı olaylar, koşullar ve değerlendirmeler, bunlar arasında yazılımların kurulması ve yaşanması sürecidir. Ancak düşünmeden bundan çok daha fazlasını ifade eder. Düşünmek; bilgiyi sorgulamak, karşılaştırma yapmak, analiz etmek, yorumlamak ve bazen de şüpheyi sağlamaktır. İnsanın zihni, karşılaştığı olay olduğu gibi kabul etmez; onu anlamlandırmaya çalışır. İşte düşünmenin özü de burada ortaya çıkar. Felsefe tarihi boyunca düşünme, insanın en temel yetisi olarak ortaya çıkmıştır. Aristoteles, insanın “düşünen varlığı” olarak kayıtlıken aslında insanın aklının varlığının gücünü vurgulamaktadır. Yüzyıllar sonra Seneca'nın “Düşünmek, yaşamaktır.” sözü de aynı hakikatin farklı bir ifadesi olarak ortaya çıktı. Çünkü düşünmenin olmadığı yerde yalnızca biyolojik bir varoluş vardır; anlamlı bir hayat ise ancak düşünceyle mümkün olur. İnsan düşüncesinin iki temel yolunda
Duygu ve Düşünce
İBDA'yı Okumaya Nereden Başlamalıyım?
“İBDA’yı okumaya nereden başlamalıyım?” Bu soruya genellikle dilin ağırlığı, eserlerin zorluğu veya hangi kitabın daha kolay anlaşılacağı açısından cevap aranır. Elbette bunlar bütünüyle önemsiz değildir. Çünkü İBDA dili ilk temas eden okuyucuya ağır gelebilir; kavramlar yoğun, cümleler girift, göndermeler geniş, meseleler sembollerle iç içedir. Fakat soruyu soranın öğrenmek istediği şey çoğu zaman yalnız bu değildir. O, aslında şunu sormaktadır: İBDA’nın vermek istediği ilk ders nedir? İBDA nasıl okunmalı? İBDA’yı nasıl doğru anlayabilirim? Buna karşılık, İBDA Külliyatı’nı okuyup anlama meselesi de yalnızca “şu kitaptan başla, sonra bunu oku, ardından buna geç” şeklinde liste sırasıyla çözülecek bir mesele değildir. Çünkü İBDA’nın da okuyucusundan talepleri vardır. Başlangıçta ilk öğrenilmesi gereken şey, kitap isimlerinden önce okuma tavrıdır. İBDA, roman gibi tüketilecek, akademik makale gibi fişlenecek, ideolojik broşür gibi ezberlenecek, tasavvuf risalesi gibi sadece zevk edilecek bir külliyat değildir. Çünkü İBDA okumak, malûmat toplamak değildir. İBDA okumak, düşüncenin merkezini değiştirmek, kavramlar arasındaki nisbeti görmek, meselelere İslâm’a muhatap anlayış zaviyesinden bakmayı öğrenmektir. İBDA okumak, bir dilin içine girmek, kavramların birbirine nasıl bağlandığını görmek, aynı meselenin farklı eserlerde nasıl yeniden açıldığını takip etmek, her kitabı kendi mevzuu içinde okurken bütünle irtibatını kaçırmamaktır. Külliyatın zorluğu da, bereketi de buradadır. Bu külliyata hangi kitaptan başlanacağı kadar, hangi tavırla başlanacağı da önemlidir. Hattâ daha doğru söylersek, tavır yanlışsa doğru kitaptan başlamak bile okuyucuyu doğru yere götürmeyebilir. **Bu yüzden meseleye “önce en kolay, en akıcı kitabı okuyun” diye cevap vermek
Tefekkürât