Puan vermedi·224 syf.··
2026 413. kitabı
Soğuk Kahve, Ahmet Batman’ın özellikle sosyal medya döneminin ruhunu yakalayan, aşk, yalnızlık, ilişkiler ve hayata dair kısa denemeler ile aforizmaları bir araya getirdiği popüler bir modern edebiyat kitabıdır. Yayımlandığı dönemde büyük bir okuyucu kitlesine ulaşan eser, samimi ve iddiasız diliyle öne çıkar. Kitap, tek bir olay örgüsünü takip eden bir roman değildir; aksine, kahve eşliğinde yapılan derin ve içten bir sohbet havasında ilerleyen kısa metinlerden oluşur. Ahmet Batman, günlük hayatın koşturmacası içinde ıskalanan küçük detayları, modern ilişkilerin getirdiği kırgınlıkları, ayrılık acısını ve karşılıksız sevgileri kendi penceresinden yorumlar. Yazarın melankolik ama bir o kadar da teselli veren üslubu, okuyucunun kendi duygusal dünyasından ve yaşanmışlıklarından birer parça bulmasını kolaylaştırır. Kitabın adı da bu felsefeye sadık kalır: Tıpkı zamanında içilmeyip soğuyan bir kahve gibi, hayatta da bazı duyguların ve anların zamanlaması kaçtığında bıraktığı o buruk tadı simgeler. Ahmet Batman’ın özellikle genç okurlar arasında çokça paylaşılan aforizmalarıyla şekillenen Soğuk Kahve, bir solukta okunabilecek, yormayan, insanı kendi iç sesini dinlemeye ve geçmiş hatıraları arasında küçük bir yolculuğa çıkmaya davet eden hafif ve akıcı bir deneme kitabıdır.
Soğuk KahveAhmet Batman · Destek Yayınları · 201315,8bin okunma
7/10
·96 syf.··
2026 26. kitabı
Kötülük problemi zaten ilgimi çeken bir konuydu. Özellikle "Dünyada kötülük varsa Tanrı nasıl mutlak iyi olabilir?" ya da "Tanrı hem her şeye gücü yeten hem de mutlak iyi ise kötülük neden var?" gibi argümanlar üzerine düşünmeyi seviyorum. Kitapta bunlara yer verilmiş, farklı yaklaşımlar da anlatılmış. Bu açıdan aradığım konular vardı aslında. Ama yine de kitabı bitirdiğimde içimde beklediğim o doluluk hissi oluşmadı. Bir de kitabın başında herkesin anlayabileceği şekilde anlatılmaya çalışıldığına dair bir ifade vardı. Ben de daha sade, daha akıcı bir anlatım beklemiştim. Kitap anlaşılmaz değil ama bence mantık ve felsefeye dair temel kavramlara aşina olmak okumayı daha kolay hâle getiriyor. Konunun kendisi zaten belirli bir altyapı gerektiriyor. Bu arada tam bir Altay Cem Meriç tarzıydı, videolarını izliyor gibi de hissettirdi cümleler kelimeler. Bu yüzden yazarın videolarını izlemek de iyi olabilir okumadan önce. Sonuç olarak güzel bir kitap. Hatta merakı olan biri için okunabilir ve çok şey katar. Sadece ben okuma sürecinde kendimi tamamen kaptıramadım ve bitirdiğimde beklediğim tatmini yaşayamadım. 94 sayfalık bir kitap olmasına rağmen dört günde bitirmem de biraz bundan kaynaklanıyor olabilir. Sayfa sayısı azdı ama elim sürekli gidip gelen bir kitaptı. Okunan kısımların üzerinde durulması gerekiyordu. Genel olarak güzel bir deneyimdi ama bende uzun süre etkisi kalacak ya da sık sık dönüp bakmak isteyeceğim bir okuma hissi bırakmadı şimdilik.
Kötülük ProblemiAltay Cem Meriç · Tin Yayınları · 2026297 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kahkahanın Ötesindeki Mizah..
8/10
·88 syf.··
2026 60. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:10
Yves Bossart'ın Her Şeye Rağmen Gülmek kitabı, hacim olarak oldukça kısa olmasına rağmen içerdiği düşünceler bakımından son derece yoğun bir eserdi. Bossart, mizahı sadece insanı güldüren bir şey olarak değil, dünyayı sorgulama, hayatı anlamlandırma ve çelişkilerle başa çıkma biçimi olarak ele alıyordu. Okurken sık sık altını çizdiğim, not aldığım ve geri dönüp okuduğum yerler oldu. Çünkü neredeyse her bölümde durup düşünmeye değer fikirler ve farklı bakış açıları ile karşılaştım. Özellikle yazarın hayatın çelişkilerle dolu yapısını mizah üzerinden okumaya çalıştığı; ruh ve beden, akıl ve duygu, mutluluk ve keder gibi karşıt gördüğümüz kavramların aslında birbirinden o kadar da uzak olmadığını anlatan bölümler oldukça etkileyiciydi. O sebeple kısa sürede okunabilecek bir kitap olmasına rağmen sindirilerek okunmayı hak ettiğini düşünüyorum. Kitapta beni en çok etkileyen düşüncelerden biri, insanın hem gülen hem de gülünç olan bir varlık olduğu fikriydi. Yazarın ifadesiyle bizler hem homo ridens, yani gülen insanız hem de homo risibilis, yani gülünç insanız. Aslında hayatımızın büyük kısmı da bunun örnekleriyle dolu. Kendimizi çok ciddiye aldığımız anlarda bile dışarıdan bakınca ne kadar komik görünebildiğimizi fark etmek, kitabın sık sık hatırlattığı şeylerden biri idi. Bossart'a göre mizah tam da burada devreye giriyor; kendimizi ve hayatı biraz daha hafif bir yerden görebilmemizi sağlıyordu.. Hoşuma giden bir diğer konu ise mizahın sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele olarak da ele alınmasıydı. Birlikte kahkaha attığımız insanlarla aslında yalnızca bir şakayı paylaşmadığımızı; çoğu zaman ortak değerleri, benzer bakış açılarını ve hayata dair bir duruşu da paylaşmış olduğumuzu fark etmek, mizahın insanları bir araya getiren görünmez bir bağ olduğunu ve bu
Edebiyat
Her Şeye Rağmen GülmekYves Bossart · İletişim Yayınları · 202447 okunma
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 143. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
"MARTIN DOĞUSU" Farklı kültürlerin davranışlarını, inanışlarını, felsefelerini, hayatla baş ediş şekillerini kendi gözünle görüp, deneyimlemek anlam oluşturmana mutlaka yardımcı olacaktır. Evinin dört duvar ortamından çıkıp, teorik bilgileri pratikle harmanlar, pekiştirirsin. Yeni yerler, yeni insanlar, yeni tatlar, kokular, müzikler heyecan verir. Zihnin, ufkun açılır, keyfin yerine gelir, dünyaya bakışın değişir, şikayet ettiğin rutinlerinden kurtulursun. Eğer bir aşamada seyahatin kendisi de rutine dönüşmeye başlarsa ya geri gelirsin ya da başka bir şey yaparsın. "Bir yerde uzun süre kalırsan, o yerin bir parçası olursun; ama yolculuk edersen, dünya senin bir parçan olur" demiş Nietzsche. Modern hayatın en büyük yanılsaması, insanın “iyi gidiyorum” sanırken aslında kendinden ne kadar uzaklaştığını fark etmemesidir. Bilgisayar mühendisi Mart’ın hayatı, dışarıdan bakıldığında “sıradan” kelimesinin tam karşılığıydı. Monoton akışında bir gün diğerini kovalıyordu. Ta ki bir arkadaş ortamında tanıştığı kadının sorduğu o çarpıcı soruya kadar: “Hayatının anlamı nedir?” Çoğumuz bu soruyu duymaktan kaçarız. Çünkü cevabı yoktur belki de bulmak için uzun yollar katetmek gerekir. Bu soru, Mart için bir kırılma noktası oldu. Bir davette, hiç hazırlıklı olmadığı bir anda Mart'ın yüzleştiği bu soru, onu önce felsefeye, sonra Hindistan sokaklarına, oradan da kendi iç dünyasının en derin koridorlarına sürükledi. Felsefeye olan merakı, artık sadece bir coğrafya değişikliği değil; kendine doğru bir keşif yolculuğuydu. Yolculuğu boyunca tanıştığı her insan, yaşadığı her deneyim, kurduğu her ilişki bu arayışın bir parçasına dönüşüyor. Farklı şehirler, farklı insanlar… Her yeni karşılaşma Mart’a yeni bir kapı araladı. Bir sokak müzisyeni, bir keşiş, bir yabancı, bir çocuk… Her biri
Edebiyat
Mart'ın DoğusuAdnan Arduman · Tara Kitap · 202612 okunma
10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 73. kitabı
Filozoflarla Beş Çayı serisinde, sizin de parçası olduğunuzu hissedeceğiniz bir sohbet eşliğinde, farklı coğrafyalardan filozofların yaşamları ve fikirleriyle günümüz insanına nasıl seslendiğine şahit olacaksınız. Bu alanda okumayı sevdiğim için içindeki çizimleriyle hayran kaldığım #stoafelsefesi ne gelir gelmez başladım ve içeriğinde yer alan Seneca, Epiktetos, Marcus Aurelius düşünceleri yaşam biçimleriyle bende ayrı bir ufuk açtı. Benzeri bir stoa kitabı okumuş keyif almıştım. Burada sevgili Kemal Karadayı ve Umut Dinçşahin kendilerine ayrılan minik bölümlerde felsefeye dair paylaşımlarda bulunuyor. Yüz sayfa akıp giderken üç düşünürün önemli parolaları da bölüm sonlarında özetleniyor. *Bugün içinde bulunduğumuz modern dünyada yaşadığımız bilinmez, belirsiz ve kaotik durumlara karşı özellikle stoacı filozoflar ve bu filozofların fikirleri yol gösterebilir. Acı, korku ve endişe durumları karşısında hazırlıklı olmamız için bize rehber olabilirler. *Stoacılık Sokrates'ten itibaren Kiniklerin de etkisi ile ortaya çıkan; unvanları, zenginliği reddetmeyen ancak bunları yaşamın ana amacından ve derinliğinden uzak gören ve insanın iç özgürlüğünü arayan bir akımdır. Stoa felsefesi, irade ve akıl temelinde yaklaşır hayata ve insanı doğanın bir parçası olarak görür. *Stoacıların kaderi ele alış ve anlayış biçimleri çok özgündür "Amor Fati: Kaderini Sev" Stoacı öğretinin temel söylemlerindendir. *Bir zorluk karşısında delirebilir; korku, endişe duyabilir ya da sakinlikle üstesinden gelebilecek gücümüzü açığa çıkarabiliriz. Zorlukları nasıl karşıladığımız bize bağlıdır.Seneca'nın da bahsettiği gibi: "Başına neyin gelebileceğine hakim değilsin ama onun karşısında nasıl davranacağın senin elindedir." *Stoacılar, "Senin elinden alınamayacak bazı şeyler var" der ve bunlara örnek
Stoa Felsefesi - Filozoflarla Beş ÇayıKemal Karadayı · Olimpos Yayınları · 0146 okunma
Sünni ekolde tasavvufu kurumsallaştıran kişi: Gazali
Puan vermedi·151 syf.··
2026 12. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 14:28
İmam Gazali bu kitabında insanları dört kısma ayırmıştır. Bunlar: Kelâmcılar, felsefeciler, batınîler ve tasavvufçulardır. İmam Gazali Selçuklu Devleti’nde hakim olan Sünni ekole tasavvuf görüşünü kazandıran kişidir. Hatta İslami tasavvufun kökü Şiiliğe uzanır ve zamanla tasavvufu Sünnilik ile barışık hale getirip onu medreseler yoluyla kurumsallaştıran kişi bizzat Gazali’dir. İmam Gazali bu kitabında kelâmda da aradığını bulamayıp huzura kavuşamadığını belirtmektedir. Huzuru medresede değil tasavvufta bulduğunu belirtmektedir. Gazali dönemin Abbasi Devleti hakimiyetinde gizlice yazılan felsefe içerikleri İhvan-ı Safa Risaleleri’ne karşı son derece mesafeli bir duruş sergilemektedir. Bu yüzden de felsefe düşüncesini eleştirerek halkın da “imanını korumak” adına arasının felsefeyle mesafeli olması gerektiğini belirtir. Gazali İbn Sina gibi isimlerin Eski Yunan kaynaklı olarak Aristo, Platon ve Sokrates’ten etkilenmelerini de eleştirir. Zaten İhvan-ı Safa Risaleleri’ne temkinli yaklaşma nedeni de bu metinlerin Eski Yunan felsefesine dair izdüşümler barındırmasıdır. Nitekim birçok oryantalist tarafından Gazali İslam düşüncesinden felsefeyi söküp atması nedeniyle eleştirilir. Gazali’nin Selçuklu medreselerinde önünü açıp düşüncelerinin kurumsallaşmasını sağlayan kişi de elbette Nizamiye medreselerinin kurucusu olan Nizamülmülk adlı Selçuklu veziridir. Gazali tasavvufla çok barışık olmasına rağmen felsefeye temkinli yaklaşmasını şahsen çok da uygun görmemekteyim. Felsefeye ket vurulmasının aklı dondurup statik düşünce düzlemi üreteceğini düşünmekteyim. Diğer yandan Gazali Tolstoy’un narodnikçi anlayışı gibi kendine ve çocuklarına yetecek kadar nafakasını alıp geri kalan bütün malını mülkünü fakirlere dağıtıp onlara bağışlamıştır Ömrünün son 10 yılı uzlet içinde ibadet ve
El-Münkız Mine'd-Dalalİmam Gazali · Gelenek Yayıncılık · 20196,1bin okunma