Bu gençliğimizin ülkesi, bize tekrar verilse bile, ne yapabiliriz biz onu? O alemden bize geçmiş o narin, gizli kuvvetleri daha diriltemeyiz ki! Biz onlarda olabiliriz, onlarla kaynaşabiliriz, onları hatırlayabiliriz, onları sevebiliriz, onlar gözümüzün önüne geldikçe heyecanlanabiliriz. Ama bunun ölmüş bir arkadaşımızın fotoğrafı önünde düşüncelere dalmaktan bir farkı yok ki; yüz hatları onun hatlarıdır, bu onun yüzüdür; birlikte geçmiş günlerimiz hatırımızda aldatıcı bir canlılık kazanır; fakat yine de o değildir bu resim.
Birbirimize karşı bütün duygularımızı kaybettik; birimizin hayali, ötekimizin hızdan bitkin bakışlarına çarptıkça birbirimizi tanımıyoruz adeta. Hiçbir şey hissetmeyen ölüleriz; bir sihirbaz hüneri, tehlikeli bir büyü neticesi henüz koşabilen, henüz öldürebilen ölüleriz.
Hepimiz bir gün iş hayatına atılacağız. Bu kesin. Kimimiz geç, kimimiz erken. Ama ya buna zorla mecbur olsaydınız. Birisi size git hayata atıl deseydi. Bir de üstüne bunu diyen en yakınınız olan dedeniz. Bazı yazarlar hayat hikayesini kendisi yazar bazılarıysa yazdırır. Maksim gorki ikisi de. Kitabımız dedesinin Alyoşa'ya -Maksim Gorki- git hayata atıl demesiyle başlıyor. İlk çalıştığı iş bulaşıkçılık. Orada hayatın gerçeklerinin bir kısmıyla yüzleşiyor. Tabi 8 yaşında olan bir çocuk olduğu için ona zor geliyor. Ve hayat onun okuduğu dini kitaplara hiç benzemediğini fark ediyor. İlk yaptığı işte ellerini haşlıyor. Bu nedenle nenesinin evine gitmek zorunda kalıyor. Orada dedesinin o aşağılayıcı bakışlarından kaçmak için mahallenin çocuklarıyla takılmaya başlıyor. Hurdacılık yapıyorlar, oyun oynuyorlar... Orada yaptığı hurdacılık ile de bir miktar ücret kazanıyor. Bunlarla kitap alıyor hep. Sonrasında nenesinin akrabalarında yıllığı 6 rubleye çalışmaya gidiyor. Orada patronu onu geliştirmeye çalışsa da evin o zillet karıları buna izin vermiyor. E durum böyle olunca o da iyice iğreniyor. Ve o evden kaçmaya karar veriyor. Ve kaçtı. Ordan gemide çalışmaya karar verir ve gemide ile girer. Gemide de çok tutunamaz. Çünkü orada kitap okumaya çalıştığında izin vermezler. Ve saray gibi bir yere gider. Orada Kraliçe Morgot adında bir kraliçeyle tanışır. Kraliçe sayesinde bir sürü kitap okur. Ve onun sayesinde kadınlara olan saygısı artar. Onun yanından ise kendisine hırsızlık suçu atılmasından dolayı bu olay onun ağrına gider ve oradan da ayrılır. Kraliçeye ise bir görüşürüz bile diyemeden veda eder. Sonrasında tekrardan bir gemiye girer. Orası onu çok geliştirir. Çünkü hayal bile edemeyeceği kadar kitap okumuş ve birçok yaşlı insanın düşüncelerini öğrenme ve tecrübe etme