Allah elimden kardeşimi alırken yerine başka bir çocuk mu veriyordu acaba?
Hep böyle yapıyordu, kaşıkla verirken sapıyla gözümü çıkarıyordu yukarıdaki. Bana pek cömert davranmadığı, mutluluğu asla bedelsiz vermediği kesindi ama ara sıra beklenmedik mükafatlarım da oluyordu, Defne'nin hayatıma girişi gibi!
İnsan hayatının aşkını unutabiliyor mu, sen söyle.
Yazarına bağlı, dedi Handan.
Ben bir yazarın yarattığı roman kahramanı değilim ki, Handan.
Olsun. Herkesin yazgısını yazan bir kalem mutlaka vardır.
Olsun varsın! Çok şey öğrendim ondan.
Nedim'e olan duygularımın çocukça bir heves, Haşim'e tutkumun ise intikam duygusuyla karışmış ham inat olduğunu anlamama sebep olan da oydu, içimdeki tüm iyilikleri su yüzüne çıkartıp bana şefkatle, merhametle sabırla sevmeyi öğreten de, hatta bir erkekten diğerine koşmanın saçmalığını gösteren de. Yüreğimi olduğu kadar, bulunduğum mekânları da aydınlatan güneşimdi. O hayatıma girene kadar, tutkular, hevesler, heyecanlar... aşka dair ne yaşamışsam hepsi, her şey silinip gitmişti belleğimden. Günün birinde böyle bir adamın hayatıma kesinlikle gireceğini sezerek, yıllarca sadece onu beklemiştim sanki.
O yüzden miydi bendeki derviş sabrı?
Şart mıydı evlenmek? Ben çoktan çıkarmamış mıydım evlilik fikrini kafamdan? Annemle babamı memnun etmenin ve konu komşuya evde kalmadığımı ispat etmenin dışında, neyime yarardı bir koca?
Anneme göre, eve para getirirdi; babama göre güvence verirdi; Oya'ya göre, seks ihtiyacını giderirdi, yalnızlığımı paylaşırdı. İyi de, yıllardır paramı kendin kazanmıyor muydum? Kendime güvenmiyor muydum?
Dargın değildik, birbirimizle kavga etmiyorduk. Birbirimize nerdeyse değmiyorduk bile. Yan yana akan ama suları hiç birleşmeyen iki çeşme gibiydik, aynı evin içinde birbirimizin varlığından, sesinden, nefesinden haberdar, fakat tamamen ayrı kanallarda çağıldayan. Giderek birbirini ne seven. ne sevmeyen, sirf terbiyeli davranmak adına, her karşılaştıklarında birbiriyle selamlaşan, iki apartman komşusuna dönüştük. Hiçbir müştereğimiz kalmamıştı.