Eksik-yarım kalmış,tam anlamıyla ne etliye ne de sütlüye karışmamış bir kitap.
Abdulhamit zamanını okumak, tahlil etmek isteyenler için yaşayanın ağzından (Dr.) yazılmış geleceğe bir mektup. Kim nasıl anlamak isterse öyle anlasın tarzında.
Ayşe Kulin: Kitaplarını her daim rahatlıkla okuyabildiğim, kitap okumaya uzun bir ara verdikten sonra bile, bana tekrar okuma isteğimi uyandıran, kitaplarını okuduktan sonra herkese tavsiye edebileceğim ve kütüphanemde tüm kitaplarını okuyarak bitirmek istediğim yazar oldu.
Handan kitabını da bir arkadaşımda görüp elime aldım ve neredeyse bir solukta okudum. O kadar güzel ki bitince yüzünde tatlı bir tebessüm kalıyor.
Hatta bitirirken diğer kitaplarındaki kahramanları: Bora'nın Anıları ve Gizli Anların Yolcusu İlhami'ye de selam yollamayı unutmuyor. Gezi parkı olaylarını anlatması ise kitabı değerli kılan başka bir yönü.
Güzel,akıcı,iz bırakan bir kitapti. Selahattin Demirtaş başarılı bir roman yazarı olma yolunda bayağı yol kat etmiş. Elimden bırakamadan bir solukta okudum. Tavsiye ederim.
Tıpkı aşk gibi satranç için de bir eş gereklidir.
Stefan Zweig ile yıllar önce tanışmamı sağlayan, onun okuduğum ilk kitabıydı:Santranç. Tahmini 10 sene önce elime alıp herkes gibi satranç hakkında bir kitap okumayı beklerken, karşıma olağandışı güzellikte bulduğum ve başucu kitabı olarak yanımda taşıyabileceğim bir kitap ve yazar olup çıkıverdi. Ardından Zweig in tüm kitaplarını bulup okumaya başlamıştım. Öğretmen olmam hasebiyle öğrencilerime ilk önerdiğim kitap oldu ve olacak hep.
*******************************************
Bir rastlantı sonucu eline geçirdiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr.B'nin öyküsüdür görünüşte 'Satranç' Ama derinlerde bir veda mektubu aslında.
Zweig'in Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharıdan bir kaç ay önce tamamladığı Satranç Avrupa kültürünün Nasyonal Sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.
Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'in yapıtı gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.
"Lüsyen, ömrünün hemen tamamını Abdülhak Hâmid'e adamıştı. “Şair-i Âzam”, onun gerçek vatanı olmuştu. Onun sayesinde hem Türkiye ile hem de devrin en büyük isimleriyle tanışmıştı: