Bilinmeyen bir kadının mektubu
Ask insana verilen en yüce duygulardan biri sanırım . Sevginin en taşkın hali, severken gözün hiçbir şeyi gormemesidir. Aşık olan aşkı uğruna kendinden vazgeçer. İşte kitapta da aşkı için kendinden vazgeçen bir kadın görüyoruz. Aşık olan, karşısındakini incitmekten, urkutmekten korkan bir kadın. 13 yaşından itibaren once cocukca bir begenme arzusuyla sonra da derin bir aşkla baglandigi adami seven bir kadın düşünün. Kitaptaki aşk tam anlamıyla karşılıksız bir aşk. Aşık olunan bu aşktan habersiz. Kendinize soruyorsunuz acaba haberi olsaydı kadın bu kadar büyük bir tutkuyla sevmeye devam edebilir mıydı?
Okurken kadının yaşadığı duyguları derinden hissediyorsunuz. Iste tam bu noktada Zweig in kalemine hayran kalıyorsunuz çünkü duygu yoğunluğunu büyük bir ustalıkla veriyor .
Zweig in kitaplarinda kadin figurleri onemli bir yere sahiptir. Toplumun kadina nasıl baktigini gorebiliyoruz. Bu öyküde de kadın figürune baktığımızda toplumumuzda kadın hep duygularıyla hareket eder ve duygularının esiridir düşüncesini doğrular niteliktedir. Fakat bu algıyı zweig öyle bir ustalıkla işler ki okurken bu düşünce kadını küçük görmenin aksine adeta yüceltir. Çünkü kadın aşkı için hayatından vazgeçmeyi göze almıştır.
Kitapta dikkat çeken bir başka nokta ise kadın sevdiği erkeği kendine bağlama ya da onun hayatının merkezinde olma gibi bir çaba içerisinde değil. O nedenledir ki kendisinden olan çocuğu ondan saklar. Çünkü sevdiği adamın çocuk için kendisine mecbur kalmasını istemez.
Kitabın bir diğer önemli noktası ise bir kadın aşkı için kendini cinsel bir nesne olarak sunmaktan çekinmez. Bu şekilde kendini başka erkeklere sunan kadın ısrarla kendinden haberi olmayan adam tarafından gelecek bir hatırlanmaya yıllarca mahkum olur. Bu noktada bana göre