İnsanlar ne kadar büyürlerse büyüsünler ne kadar ihtiyar olurlarsa olsunlar yine bazı dakikalar vardır ki annelerine sokularak çocuk olmak isterler.
Anne, müsade eder misin senin dizine yatayım. Hani ya bir vakitler beni dizine yatırır da saçlarımı okşardın. İşte yine yatayım, beni yine öyle güya 8-10 yaşında bir çocuk gibi okşa. Ah bilsen anneciğim, bugün okşanmak sevilmek için ne kadar ihtiyacım var. Hususuyla çocuk olmak o mesut zamana biraz avdet etmeye nasıl muhtacım. Bugün dizinin, senin zavallı zayıf dizinin üstünde ağır çeken bu başın bilsen o çocuk başından ne kadar farkı var. Bu çocukla o çocuk arasında kırılmış, parçalanmış bir hayat duruyor. Ah ben hayatın, o vücudu harap eden demir mengenenin arasında nasıl ezildim.