Bazen çok merak ederim gerçek hayatta katiller cinayet büronun yoğunluk durumuna göre sıraya girerek mi cinayet işlerler diye. Çünkü romanlarda ne zaman cinayet büroya çözmesi çetrefilli bir vaka gelse geri kalan her şey durur sanki. Başkahraman komiserimiz sadece bu konuyu düşünür, mesaisi bitince evine gider ya da oturur bir yerde rakısını içer, içerken bol bol düşünür, düşünürken aynı büroda çalıştığı kişilerden mutlaka bir hain çıkar, eve gider yatar, nadiren gece telefon gelir, sabah da yoğun olduğu azıcık vurgulansın diye simitle tostla kahvaltı yapar :) Ezberledik.. Şöyle aynı anda 4-5 vakayı birden anlatıp beynimden yanık kokusu getirtecek bir polisiye roman okuyamadım. “Aman aman polis olmak da ne zor iş Allah yardım etsin” dedirtmek yerine “ay ne zevkli bir iş keşke ben de cinayet büroda çalışsaydım” diyorsak burada gerçekten aktarılmayan bir şeyler olduğunu düşünüyorum çoğunlukla. Gittikçe de kopuyorum bu türden.
Kavgaz’a gelince.. Evet tesadüf vardır hayatta ama bazen de komiklik düzeyinde kurgular vardır:) katile yardım eden kişinin koskoca İstanbul’da cinayet büro amirinin gittiği bara gidip, neredeyse faili meçhul kalacak kadar profesyonel işlenmiş bir cinayeti bir çırpıda itiraf edivermesi tesadüfü beni biraz güldürdü:))
Güzel başladı, hayal kırıklığı ile devam etti. Heyecan yoktu. Ters köşe yapmadı. Ekipten hain bile çıkmadı :)) Prosedüre uygunluk en güzel kısmıydı. En azından katilin yakalanma anını daha heyecanlı bir operasyonla okusaydık dedim. Sağlık olsun.