"Fakat hayvanlar manzarayı izlerken (...) garip bir şey oldu. Ne değişiyordu domuzların suratında? (...) Bazılarının beş çenesi vardı, kimisinin dört (...) Öfkeyle bağrışıyorlardı (...) Domuzların suratına ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar gözlerini bir domuza bir insana çevirdiler (...) ama onları birbirinden ayırt etmek imkansızdı artık."
'1984'ünden dört yıl önce yazdı Orwell bu son satırları, 'Hayvan Çiftliği'nin son sayfalarında. Ama üzülmeyin, hiçbir şey kaçırmış değilsiniz! Sistematik haksızlığı, sınıf ayrımını ve kitlesel örgütlenmeyi bu hikayede tüm netliğiyle gözlerimizin önüne seriyor Orwell. Eğitim ve gelişmişlik farkından istifade eden yöneticiler, şeytanlaştırılan toplumsal figürler ve yavaş yavaş tüm haklarından mahrum edlip sömürülen toplum bireyleri, sanki günümüz dünyasında yazılmış gibi kaleme alınan bu 100 sayfalık hikayeyi nefesinizi tutarak okuyacağınızdan eminim.
Kitabımız 10 kısa bölümden oluşuyor. Bir kelime dahi boşa kullanılmamış olacak ki her bölüm, yer aldığı zamanı ve mekanı okuruna, kendisine hayran bırakacak netlikte aktarıyor. Hikayemiz, "Köşkler Çiftliği" adındaki bir çiftliğin sakini hayvanların, çiftlik sahiplerine isyan etmesiyle başlıyor. Yazarımız, hikayedeki çeşitli hayvan kahramanlarımızı da toplumdaki belirli grupları ya da sınıfları temsilen kullanıyor. İlk isyanın başarılı olmasının ardından kendilerini yeniden organize etmeye çalışan çiftlik sakini hayvanlarımızın, yönetimi hızlıca ele geçiren hayvanlar tarafından birbirlerine karşı örgütlenişini ve yönetimin bölüm-bölüm yozlaşmasını nefesimiz kesilerek okuyoruz.
Hikayenin sonunda ise şu gerçeklikle başbaşa kalıyoruz: insan gerçekten de aç gözlü, acımasız ve bencil bir varlıktır.
'1984'ten sonra okuduğum 'Hayvan Çiftliği'nin distopyası, yozlaşmış düzenin