Bu inceleme, sadece Sanşiro romanı ile sınırlı olmayıp, Soseki’nin hayatına, külliyatına ve fikriyatına dair pek çok mevzuyu kapsayacak şekilde yazarın romanlarında da umumiyetle odak noktası olan Doğu-Batı düalitesinin perspektifiyle değerlendirilip öyle ele alınacaktır.
Natsume Soseki 6 Şubat 1867 (tavşan) yılında, bir yıl sonra Tokyo adını alacak devrin başkenti Edo’da doğar. Natsume ailesinin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelir ve daha iki yaşına basmadan evlatlık verilir. Evlatlık verildiği çiftin boşanmasının ardından sekiz yaşındayken tekrar doğduğu eve gerçek anne babasının yanına döner. Bu arada, öz annesiyle babasını ninesi ve dedesi olan bilmektedir; ta ki evdeki hizmetçileri kendisine gerçeği ifşa edene dek… Buna ilişkin yazarın yazısı Cam Kapının Ardı‘nda çocukluğuna ait şu diyalogla birlikte geçmektedir:
“Dedeniz ve nineniz olduğunuzu düşündüğünüz o insanlar sizin gerçek anne ve babanızmış küçük bey! Az önce onları konuşurlarken duydum. Bu evi, doğduğunuz ev olduğu için bu kadar çok sevdiğinizi düşünüyorlar. Bunları bilmeniz gerektiğini düşündüm, ancak lütfen benden öğrendiğinizi kimseye söylemeyin. Anlaştık mı?” dedi. O an tek bir cümle fısıldayabildim: “Kimseye söylemem!” Kalbimdeyse bir çağlayan coştukça coşuyordu. Gerçekten çok mutlu olmuştum. Bu mutluluğumun sebebi gerçekleri öğrenmem değil, hizmetçi kızın bana merhamet edip bunları anlatmasıydı. Ama ne yazık ki, bana bu iyiliği yapan hizmetçinin adını da yüzünü de hatırlamıyorum. Tek hatırladığım o sıcacık merhameti…” (s.12)
Natsume Soseki 1906 Nisan’ında Hototogisu adlı edebiyat dergisinde tefrika edilmeye başlayan ikinci romanı
Sanırım bu dünyada acı verici şeyleri saysaydık, yapacak hiçbir şey olmadan boş oturmak kadar acı verici bir şey olmazdı. Değişimden yoksun bir bilinç kadar acı verici bir şey olamaz.