avareliğin benim için çok verimli bir uğraş olduğu zamanlardı. Birçok sabahımı günün en kaymetli kısmını zevkle harcamak için kendimden çalardım. Param olmasa da kendimi zengin görürdüm, çünkü ceplerim yaz günleriyle ve güneşli saatlerle doluydu. Bunları tutumsuzca hazarken hiç pişmanlık duymazdım. Hatta dersliklerde ya da librikada harcadığım günlere yanardım.
Bedenimin aktmla bütünleşik oldugu ve havadaki mutuluğu her gözeneğinden içine çektiği nefis bir sabah yaşıyorum. Doğada tuhaf bir ozgürlük duygusuyla, sanki onun bir parçasıymışım gibi geziniyorum. Gölün çakılı kıyılarında üzerimde gömleğim ve pantolonumla dolaşırken havanın soğuk, bulutlu ve esintili olmasına ve özellikle dikkatimi çeken hiçbir şeyin olmamasına rağmen doğanın tüm elementleri bana alışılmadık ölçüde uygun geliyor. Su kurbağaları gecenin çökmeye başlayan karanlığını durmadan vıraklayarak karşılıyor.
Yalnızca bir okuyucu, bir
öğrenci mi olacaksın, yoksa gören biri mi? Kaderinde yazılı olanı oku, seni neyin beklediğini gör ve geleceğe doğru yürümeye devam et.
Ben ormana hayatımı kasıtlı bir şekilde yaşamak, onun en temel gerçekleriyle yüzleşmek ve ölüme yaklaştığımda zaten hiç yaşamadığımı fark etmek yerine bu hayatın bana öğrettigi seyleri öğrenip öğrenemeyeceğimi görmek için gitmiştim.
özgürlüğüme değer verdiğim için ve zar zor geçinsem de iyi yaşayabildiğim için zamanımı pahalı halılar veya güzel mobilyalar veya lezzetli yemekler veya
Yunan ya da Gotik stilinde evler satın alacak parayı kazanmak için harcamak istemiyordum.