farklı bir aşk konusu olan roman. Saf dini düşüncelerle, kör ve kimsesiz bir kıza sahip çıkan papazın ve gertrüde’ninolağan hayatını ve bu ilişkinin çevresinde kör kızın iyileşmesine kadar olan süreci işeyen dokunaklı bir roman.
Romanı okurken aklıma gelmişti heykeltraşın kendi eserine aşık olup Afrodit'ten ona hayat vermesini dilediği o Yunan hikayesi pygmalion karakteriyle de paralellikler taşıyor.
Kitabı bitirdiğim için biraz burukluk var.
yazarın köy atmosferini kurma mahirliği ve küçük bir kızın karakter gelişimini, iç dünyasını okura aktarma gücü oldukça etkileyici. Okuma sürecinde gerçekten o köyde yaşayan bir bireymişcesine hissettim.
Paşaoğlu'nu, Demir Minareler'i, orayı nasıl ele geçirdiğini, Alman'la yaptığı şatranç müsabakasını, Rebaz'ı, Döjira'dan aldığı ilk mektubu, ona olan aşkını ve çektiği acıyı, imal ettirdiği uçağı, zeplini, kendini dondurucu soğukta muhafaza ettirerek geleceğe nasıl yolculuk ettiğini, kibrini, kibriyle işlediği günah ve cinayetleri, nasıl Ali lhsan adıyla harbe gittiğini, orada çektiği sıkıntıları, aldığı vicdani ve bedeni yaraları, yine gelip kendine nasıl secde edip, kendini nasıl affetmeyi başardığını, bütün bunlardan çıkardığı dersleri, İdris Amil'i, nam-ı diğer İnsan-ı Kamil'i, ona olan özlem ve gıptasını, dünyada olup bitenleri bir bir yedi kişiye yazdırdı.
Ferhan abi mekteb-i sultani, Strasbourg, Kanada dönemleri anılarını anlattığı hayatının 24 yaşına kadar olan bölümünden bahsetmekte bize bu fevkalade anı kitabında.
Diyaloglarda genel olarak varılan sonuçların ne kadar haklı/ussal görünseler de günümüze uyarlaması elbette anakronik olacaktır. Metod kazanmak açısından okumak faydalı olacaktır. Kitabın önemini belirtmek için Sabahattin Eyüboğlu’nun ön sözde yazdığı şu paragrafı paylaşmak istiyorum:
“Bugün insanlık adı altında topladığımız değerlerin kaynaklarından biri de Platon’un Devletidir. Doğuda ve Batıda Hıristiyanlık ve Müslümanlıktan önce kutsal değilse bile, en önemli kitap Devlettir.”