İnsan kendine dost olmayı da bilmeli."Kendisine dost olmayanlar, gayrıya dost olamazlar. Kendileri ile barışa varamayanlar, gayrı ile barışa varamazlar." der merhum Fethi Gemuhluoğlu.
Sayfa 24·Kitabı okuyor
F. GEMUHLUOĞLU; BURS ve BEN...
Söz konusu -sıkıntı, yokluk- şartlar içinde, Abdullah Kucur isimli İstanbul’da konfeksiyonculuk yapan bir ağabeyimiz ile, o zaman Teknik Üniversite’de asistan (şimdi Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Profesör) Cengiz Malkoç isimli ağabeyimiz, Fethi Gemuhluoğlu ile konuşmuşlar... Fethi Gemuhluoğlu o zaman, karşılıksız burs veren bir vakıf başında... Yanılmıyorsam, Türkiye Petrolleri adına... Benim oraya gitmem, binbir iç kavgasından ve neden sonra!.. Taksimde nefis bir han... Bilmem kaçıncı kat... Etrafı çepeçevre sandalyeler dizili çok büyük bir salon... Her tarafı rahatça görebilecek bir masa ve başında da Fethi Gemuhluoğlu oturuyor... Sandalyelerde oturan 10-15 genç ve orta yaşlı, mübalâğalı bir saygılı çehre sergiliyor... İçeri giren, “tak tak” ses çıkmasın diye, papuçlarımın ucuyla yürüyor... Ve ben: Omuzlarıma inen uzun saçlar -ki o zaman alaburus dedikleri “milliyetçi ve mukaddesatçılar”ın saçlarına ne kadar zıt-, üniformam hâlindeki balıkçı yaka kazağım, üzerimde omuzlarıma atılmış amelelere mahsus deri ceketim ve ayağımdaki postallarla, onlarla aramdaki mesafeyi ne kadar açıyorum... O zamanki kılığımı matah bir şey diye anlatmıyorum: Ama o zamanki gençliğin, itminana ermiş bir ruhun vakur, mütebessim ve dingin bir çehrenin izlerinden uzak, bön ve iştiyaksız çehrelerine biçtiği munisliğe düşmanlığımın bir dışa vurumu diye alınabilir... Başlıca farikası pasiflik olan badem bıyıklı tontonlardan ayrıyım!.. Tedirgin, asabî, burs almaya değil de yanında patlamaya gelmiş gibi, Fethi Bey’in yanma yaklaştım... Salondaki sükût büsbütün fena... Kendime yabancı bir sesle, ismimi söyledim... Fethi Bey, mübalâğalı bir rahatlık ve alâkalı bir tavırla, “aleykümselâââm!” dedi ve ekledi: “Ben de ne kadar zamandır seni bekliyorum!” __Bana, bursun
Vâridât: Fethi Gemuhluoğlu, ″CASUS HARP GEMİSİ″ başlıklı 3 Haziran bölümü, İBDA Yayınları
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Reklam
FİKİR SAKASI: FETHİ GEMUHLUOĞLU...
“Kendisine hiçbir tecelli zemini aramayan bir tevekkül zarfına bürülü, sessiz ve sedasız, ortada görünenlere su taşıyıcı fikir sakası Fethi Gemuhluoğlu...” Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu... Üstadım’ın çizdiği onun portresine benim ekleyebileceğim tek husus, ömründe bu kadar hasbî, kendini bu kadar silen, bu vasıflarını da tersinden riya hâlinde tecelli ettirmeye bakmayan bir ikinci şahıs görmemiş olduğumdur... Fakat ona karşı duyduğum hürmet ve sevgiye zıt bir cereyan hâlinde, benim mizâcımın sarmaşacağı bir insan değildi!..
Vâridât: Fethi Gemuhluoğlu, ″CASUS HARP GEMİSİ″ başlıklı 3 Haziran bölümü, İBDA Yayınları
Fethi Gemuhluoğlu
Her şey gönülde cereyan ediyor. Ve insanlar, biz zannediyoruz ki, hal-i cima'dan doğuruyorlar. İnsanlar hal-i cima'dan doğmuyorlar. İnsanları gönül döllüyor. Gönül çocukları onun için ayrı oluyor. Ve gönül çocuklarının çoğu onun için "yol evladı" oluyor, "bel evladı" olmuyor. Tasavvufta, yol oğlu olmak, bel oğlu olmaktan; yol evladı olmak, bel evladı olmaktan onun için mukaddemdir.
Alıntı
Senin dışın sükun ile zahir, derûnun mahşerdir.
Yaşayan Ölülere Selam Olsun
Ölmeden ölenlere yazık, yaşayan ölülere ne mutlu...
Sayfa 409·Kitabı okudu
Reklam
Reklam