Pakdil, bu eserinde “İnsan arttığını, çoğaldığını duyumsuyordu onun yanında” cümlesiyle ifade ettiği Fethi Gemuhluoğlu’nun vizyonunu, onunla kısa anılarını, onda hissettirdiklerini karşısında bir dostla sohbet edercesine anlatıyor.
İnsanın sevgiyi unuttuğundan yalnızlığa düştüğünü ancak insanın yekdiğerlerine tutunarak, yeniden severek, kalbini tüm insanlar için genişleterek ilerleyebileceğini ve bu yolla da Allah’a ulaşabileceğini ifade ediyor.
İnsanın ancak “kendi içindeki giz’i”keşfedip ona bakarak “yeryüzünün ağırlığına dayanabileceğini” ve “yaradılışındaki bilgeliği” kavrayabileceğini vurguyor.
İçine düşünülen bunalımın Kutsal Kitap’ı anlayamamaktan ileri geldiğini, “manevi kaynaklardan uzaklaştıkça kendimizi parça parça öldürmüş” olacağımızı anlatıyor.
“Herkes görüş açısını kendisi kapatıyor” diyerek kendi elimizle kendi hakikatimizi örttüğümüzü anlatırken bizi düşünmeye, sevmeye, yargılanacağımız hakikatini algılayıp bunu devamlı hatırlamaya sevk ediyor.
Salt maddesel düzlemde düşünen ve yaşayan insanın mekanikleştiğini anlatırken bunu ”eşyalaştırılan insanın çağa yansıyan acıklılığı” diye nitelendiriyor.Ancak buna rağmen devamlı umutlu olmayı teşvik edip “kablo bağlayıcıları” benzetmesiyle yıkımı, yıkılanı onarıp bağlayarak ayakta kalabileceğimizi,
“sürekli kuruyan insani yanımızdan, üstüne çimento dökülen kalbimizden silkinerek doğrulabileceğimizi” anlatıyor
Üstadın Gemuhluoğlu için dile getirdiği cümleler ise insanın içine dokunuyor, gerçek dostun bu cümlelerden daha fazlası olduğunu anlıyorsunuz:
“İnsanın, bazen kendini yalnız duyumsaması, bu yalnızlığından korkması, kendi kendine üşümesi olur ya; işte o zaman, yanına gitmesini, varıp görmesini dilediği biri olur ya; o biri O olurdu... Yalnızlığımız dağılırdı, üşümemiz giderdi, umutlu yanımız yeniden