İncelemeye, Freud'un "Dostoyevski olmasaydı eğer, psikanaliz biraz beklemek zorunda kalacaktı." sözü ile başlamak istiyorum. Çünkü Karamazov Kardeşler ve Dostoyevski'nin diğer kitapları Freud henüz psikanaliz doğmamışken 19. yy'ın Rusya'sında gerçekten psikanaliz için yazılmış dedirtecek müthiş ruhsal çözümlemelerle doluydu. Dostoyevski'nin o kadar kitabını okudum ama hiçbir kitabı Karamazov Kardeşler etkisi yaratmadı. Karamazov Kardeşler'i Dostoyevski'nin diğer eserleriyle kıyaslamak dışında çare de kalmıyor bende, çünkü başka bir yazarla kıyaslanamazz.
Kitaba gelecek olursak, uzun zamandır okumayı düşündüğüm ancak yeni okuma lezzetine ulaşabildiğim, keşfedebildiğim bir kitap oldu. Dostoyevski'nin baş yapıtı diye sayacak olsam bu kesinlikle Karamazov Kardeşler olur, Suç ve Ceza değil.
Dostoyevski her zaman yaptığı gibi, insanı içindeki kötü, aşağılık yanı hem de ahlaki yanını öyle güzel bir felsefeye yedirerek Karamazov Kardeşler'de sunmuş ki... Lezzeti bambaşka. Tabi bunun yanında dönemin Rusya'sında Hristiyanlığa ve Tanrıtanımazlığa dair görüşlerini de, Engizisyon mahkemelerine dair düşüncelerini de büyük bir felsefe ile kitapta karakterler üzerinde başarıyla çatıştırmış. Kitabın ilk yarısında her bir karakterin derin ruhsal çözümlemeleri yapılmış, fikirler karakterler üzerinden savaştırılmış. Dostoyevski'yi, Dostoyevski yapan da bu.
Karakterlerin fazlalığı, isimlerin uzunluğu, bi karakter için birden fazla isim kullanılması kitabı okumayı güçleştirmiyor değil, epey bi dikkat istiyor ama kitabın diğer yarısı olaya yönelik çözümlemeler su gibi akıp gidiyor. Kitabı yarısına kadar okuyabilen birinin yarısından sonra yarıda bırakacağını kesinlikle düşünmüyorum.
Spoiler vermeden olaya gelecek olursak,
bir cinayet ve bütün toplumun işaret ettiği bir sanık etrafında