Şimdiye dek benim yolum budur deyip normal bir şekilde yürümüşsün, sonra birden yol ayaklarının altından gıcırtılar çıkararak yok oluveriyor, önünde bir boşluk var, ne yöne gideceğini bilmiyorsun, sadece aynı tempoda adım atmaya çalışıyorsun...
Bazen düşünüyorum, dönüşen Gregor Samsa'nın kendisi miydi yoksa düşünceleri miydi diye. Aynı evde beraber yaşadıklarının düşüncelerinin bir önemi var mıydı acaba? Sanki, dönüşen Gregor'un düşünceleri ve duygularıydı. Ondan kopup, kafasından ayrılıp odanın bir köşesinde dönüştü onlar. Onları anlattı sanki Kafka. Sonra acaba diyorum, tam tersi de mümkün müydü? Kafamızın içindekilerin hamam böceğine değil de, rengarenk bir kelebeğe dönüşmesi de mümkün müydü? Kafka, romanını yazarken bunu göz önünde bulundurdu mu bilmiyorum ama biz okurların tam tersini düşünmesini, kelebeğe dönüşmeyi hayal etmeyi engelleyecek bir şey de bulamıyorum. Her ne olursa olsun, bu kadar az satır ile bu kadar çok şey anlatan başka bir kurgu veya anlatım gelmiyor aklıma.
Bu kitapla ilgili pek çok yorum okudum. Olumsuz yorumların çoğunun temel eleştirisi, kitabın düz olması. Düzlükten ne kastediliyor merak ediyorum. Kurgu yaratıcılığı peşinden koşuluyor sanırım. Ancak yazarın görevi bu mu acaba? Her kitabı kurgusunun orjinaliğiyle mi değerlendireceğiz? Kurgunun sadeliği ve sıradanlığı kitabı düz yapmaz. Kitabın karakterlerini gerçek hayatında ve etrafında gör(e)meyenler için kitap düz gelmiş olabilir. O karakterler ve psikolojik tipler gerçek hayatta var. Bunun farkında olunca karakterlerin ve konuşmaların derinliğini fark edebiliyoruz. Klasik bir restoran sahnesinde konuşmalar, konular, kişiler düz gelmiyor, hayatında ve tecrübelerinde bir yere oturtabiliyorsun. Şöyle üzüldü, böyle dağıldı, öyle yalnız hissetti gibi betimlemelere ihtiyaç olmadan, düz cümlenin altındaki derin duyguyu hissedebiliyorsun. Kitaba yapılan 'düz olma, sıradan olma' eleştirisi haklı değil bence. Okuyana ya da görene bir şeyler katacağına eminim.