Puan vermedi·260 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 15:18
Nietzsche yine bildiğimiz gibi. Ya da bilmediğimiz gibi. Onu anlamak güç. Zaten yazar da Nietzsche’nin kendinin pek anlaşılmak istemediğinden bahsediyor. Ona göre onu basit beyinler anlayamaz. Anlayacak olanlar henüz doğmamıştır. Peki nasıl bu kadar popüler oldu? Bir yazar olarak pek başarılı olduğu söylenemez. Kitaplarını ilk çıkardığı günden beri satış rakamları hayli komik. Ders verdiği üniversitede bile ne öğrencileri ne de diğer hocalar onun kitaplarını ciddiye alıyorlar. Ve tüm bunlara rağmen o, bu kitapların anlaşılılmadığı için satılmadığından dem vuruyor. Ve yazmaya çağdaşlarına ve eski filozoflara savaşmaya devam ediyor. Başta bir filolog olarak işe başlasa da ilerleyen zamanlarda bir feylesof hissediyor kendini. Kadınlara düşkün olduğu ve genelevlerden çıkmadığı da rivayetler arasında. Hatta son günlerinde nörolojik belirtiler göstermesinin genç yaşlarında yaşadığı frenginin uzun dönem etkileri olduğu söyleniyor. Yazar tüm bunlara kesinlik olarak bakamıyor. Ancak hastalığın seyri ilerleme sıralaması ve son dönemdeki belirtiler bu hastalığa uyumlu görünüyor demekle yetiniyor. Nietzsche hastalandıktan sonra kardeşi Elizabeth özellikle Antisemitik kocası yüzünden onun yazılarının telif haklarını satın alıyor ve nazif propagandasında bunların kullanılmasını sağlıyor. Esasında Nietzsche sağlığında birkaç Antisemitik dergiye karşı tavrını ortaya koymuş ve kesinlikle milliyetçilikten uzak durmuştur. yaramaz çocuk nietzsche‘nin okuduğum onca kitabından sonra bu kitapla Nietzsche okumalarıma son vereceğim. Bir çok şey söylemiş ancak tam olarak ne söylemiş yazar da bunu söyleyemiyor. Maalesef Shoppenhauer’in kadınları aşağılayıcı tavrından kurtulamamış. Ve yıllar boyunca aforizmaları’nı her yerde görmeye devam edeceğiz. Ne kadar popüler olsa da bazı konularda ilkel
Felsefe
Şipşak NietzschePeter Zudeick · Doğan Kitap · 201441 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 10. kitabı
Deliler, veliler( ermişler-azizler) ve feylesoflar ciddiyet ve muzipliğin kesiştiği yerdedirler. Kendileri ciddiyetlerini korumaya çalışsa da bazı kişiler onlara A normal muamelesini reva görüler. Bir feylesof ki o güne kadar gelen felsefe tarihini yalamış yutmuş bir şahsiyet, delileri ve deliliği eleştirel gözle okusa ortaya DELİLİĞE ÖVGÜ eseri çıkar. Bu esere giden yol : Erasmus ve Deliliğin ZİLLERİ adlı eserde anlatılıyor. Filozof olmanın püf noktası en başta kendinle dalga geçmektir. En ahmak insan kendini bilge sanan kişidir. Ne diyorduk Kim veli kim deli belli olmaz. Ben de diyorum ki bir filozofun içinde bir deli varsa o kişi filozof olabilir. Çocuk halini de unutmayın. ZİLLERİ TAKTI FELSEFE YAPTI DELİ Mİ NE!
Erasmus ve Deliliğin ZilleriClaude - Henri Rocquet · Metis Yayıncılık · 201654 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·64 syf.··
2026 8. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 00:00
Filozoflarda bir zamanlar çocuktu. Her çocuğun bir feylesof yönü vardır. Filozoflar çocukken küçük filozoflardır. Metis yayınları arka kapak yazısında diyor ki: " Onların hikayeleriyle, siz de kendi sorularınızın peşine düşebilirsiniz." Epikür'ün Kahkahası eleştirel bir metin. Aynı zamanda ironi- yergi ve hiciv. Bir çocuk edasıyla yetişkin bir duruş. Okuma ve düşünmeye değer bir eser.
Epikür'ün KahkahasıYan Marchand · Metis Yayıncılık · 201975 okunma
Avrupa Standartlarında Bir Eser
10/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
Muazzam bir eseri bitirmenin gururu var şu an üzerimde. Puslu Kıtalar Atlası kitabı uzun süredir okuma listemde olan ama okuması bu güne kısmet olan okumakta kesinlikle geç kaldığım bir eser. Kitabı fantastik macera kitabı diye aldık kitap fizik, tarih, metafizik, felsefe kitabı çıktı. Kitabımız daha çok bizi hayal ve gerçeğin arasında bırakarak kafamızı karıştırmak üzerinde duran postmodern bir yapıya sahip. Konunun 17.yy Osmanlısında geçmesi ve Osmanlıca ya ait birçok kelime kullanılması yer yer google açtırmak zorunda bırakıyor. Kitap birçok farklı hikayenin birleştirilmesiyle devam ediyor. Bunu yaparken konunun dışına çıkmadan kurguya bağlı kalarak yer yer eğlenceli hale getirerek yapıyor. Bazen okurken ben şu an ne okuyorum az önceki okuduğumla alakası bile yok dediğiniz anda bir bakmışsınız ana hikayenin tam ortasından devam ediyorsunuz. Birçok beni etkileyen bölümler vardı özellikle de en çok üzerine durup vurguladığı bu dünyanın bir hayal ve simülasyon olduğunun üzerinde durması ve fizikte teoride mümkün olan zaman yolculuğunun nasıl yapılabileceğini en basit ve anlaşılır haliyle (tıpkı evrim ağacı kanalı gibi) bizlere anlatıyor oluşu. Zaman makinesi dediysem basit bir şey canlanmasın aklınızda. Hadi bi geçit yapalım hop içinden geçelim mantığı şeklinde değil, sonsuz hıza ulaşıp zamanı delerek yapmaktan bahsediyorum. Ya da ne bileyim yaratılıştan önceki hiçlik maddesini yani antimaddeyi bulmaktan bahsetmeleri gerçekten inanılmaz. İhsan Oktay bunu nasıl bir hayal gücü ve bilgi birikimi yazıyor hayret etmemek elde değil. Yani özetle kitaba hayran kaldım üç beş tane alıp sevdiğim insanlara dağıtasım geldi öyle bir etki bıraktı:) Düşünmeden edemiyorum bu eseri Nietzsche veya başka Avrupalı meşhur bir feylesof yazsa nasıl bir etki bırakırdı. Ayrıca halen
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,8bin okunma
B A Y I L D I M!
10/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2025 19:13
Ben bu kitaba ba-yıl-dım! Kaan Murat Yanık harika bir dünya yaratmış. Öyle bir dünya ki, kitap bittiğinde ben de olduğum yere geri dönmek zorunda kaldım. Ama gerçek dünyanın hangisi olduğundan emin olarak Mutlaka okuyun Masumiyetin bir rengi var mıdır? Ya ruhların? Peki papağanlar bize ne fısıldar? Uzakların Şarkısı, karlı bir kış sabahı, Kars’a giden Doğu Ekspresi treni ile başlayıp 18. yüzyıl İstanbul’una uzanan ve turuncu bir yağmurla ışıldayan bir Kaan Murat Yanık romanı. Başına gelen felaketleri unutmak ve hayalini kurduğu kitabı yazmak umuduyla Kars’a göçen Bünyamin, bu şehrin ücra bir köşesinde Besti Nine ile tanışacak ve bir müddet sonra bu kadının canı pahasına sakladığı yüzlerce yıllık sırrın peşine düşecektir. Bu yakıcı sırrın kanatları, Bünyamin’i evvela Hindistan’daki düş sarayına, oradan İstanbul’un efsanevi günlerine; Galata Kulesi’nin altındaki dehlizlere, güzellerin salındığı bahçelere, ruhların alınıp satıldığı evlere, bilinçaltı sularına, isyan planlarına, saray entrikalarına ve aşkın manasının yeniden keşfedildiği sonsuz anlara savuracaktır. Gülbadem, Zencefil, Fülfül, İpek Böceği, Ruhsar, Sunullah Efendi, Fıstıkçı Şahap, Feylesof ve daha niceleri… Uzakların Şarkısı, büyülü gerçeklik rüzgârının her şeyi uçuşturduğu, zihnin sınırlarını zorlayan modern bir Tutiname. Yayımlandığı günden beri büyük beğeni toplayan eser, farklı âlemleri birbirine düğümleyerek okuru çok uzaklara, efsunlu zamanlara sürüklemeyi vaat ediyor. “İyi bir kitap okumak, hayat kurtarabilir.”
Uzakların ŞarkısıKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20234,785 okunma
“Hayat, insanla beslenen vahşi bir çemberdir.”
10/10
·400 syf.··
2025 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2025 23:42
Yazarın Butimar’dan sonra okuduğum ikinci kitabı. Bu kitap beni hem hikâyesiyle hem de anlatım tarzıyla içine çeken, farklı bir deneyim yaşatan romanlardan biri oldu yine. Kaan Murat Yanık sadece bir aşk hikâyesi anlatmakla kalmıyor, bizi 18.yüzyıl Osmanlı İstanbulu ile Hindistan Delhisi arasında dolaştıran, tarihle harmanlanmış bir dünyaya davet ediyor. Romanın ana karakteri Bünyamin aslında. Her şeyden uzaklaşarak Kars’ın bir köyüne yerleşiyor ve orada kendi hayatında önemli bir yeri olan Eylül’ü ve hikayesini yazmaya başlıyor. Orada komşusu Besti Nine ile tanışıyor ve evindeki o kilitli kapı sadece Bünyamin’e açılmakla kalmıyor bize de bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. Orada 266 yaşındaki Zencefil Nam Şekerbaz ile tanışıyoruz. Bu tuti papağan küfürbaz, bilge, alaycı ama aynı zamanda sadık ve yoldaş bir karakter. Zencefil’in anlattıklarıyla da Gülbadem dahil oluyor hikayemize. Dostukları çok güzel, mizahi bir dille anlatılıyor. İkisi de birbirine “gağa” diye hitap ediyor :) Gülbadem Hindistan’da bir vezirin oğlu. Ama çok hoppa, aklı fikri ilimde. Olaylar bu iki kafadarı 18.yüzyıldaki İstanbul’un keşmekeş haline sürüklüyor. Gülbadem ve Zencefil memleketlerinden gurbete gelirken hem geçmişlerinden hem de kimliklerinden kopmanın hüznünü taşıyorlar. Gülbadem bir ilimkar olarak tanıtılıyor İstanbul’da. Padişah için çalışan ustalardan birinin emrine veriliyor, Sunullah Efendi’ye. İlk zamanlar birbirlerine zıt gitseler de zamanla ustasının buyruğu altına giriyor daha sonraları da ustasının ona söyleyeceği gibi onun yanında adeta pişiyor. Ustası ile çok çalışıyorlar, padişahın emrettiği silahları yapmak için. Buradan arta kalan zamanlarında da İstanbul’un eğlence hayatıyla tanışıyor. Burada birçok farklı karakterle tanışıyoruz. İsimleri çok ilgi çekici; Fıstıkçı
1000Kitap
Uzakların ŞarkısıKaan Murat Yanık · Everest Yayınları · 20174,785 okunma