Bu hayretin elinden nereye gideceğimi bilemiyorum.
Ve o zaman bir kere daha ve daha iyi anlıyorum: kendisine bize bir keramet göster denen velînin,
-"peki, göstereyim" deyip ayağa kalkmasını ve,
-"işte! yürüyorum" demesini.”
/ inandığın bir harekette, yanındakilerin kararlılığını kritik anlarda anlamaktan Allaha sığın /
Döndüm ve uzaklaştım.
Gelirken bir savaşçı gibi gelmiştim. Dönerken bir yenik değildim, küçük bir filozof olmuştum.
karşılaştık. Caddeden evlere doğru gittik. Ağaçlı bir yamacın kenarını dönen asfaltın kıyısındaki sıralardan birine oturduk. Gemiler neredeyse kuş bakışı görünüyorlar. Sudaki müthiş düzlük, çepeçevre evlerle dolu kıyıları, karşı Çamlıca sırtlarındaki ağaçları ve kendilerini havaya bırakmış martıları büyülemişti sanki. Renkler donuklaşıyor. Tahta sırada susarak oturduk. Birbirimizle içimizden konuştuk. Ben onunla içimden konuşuyordum. Birbirimize bakmadan denize baktık. İstanbuldu. "Sensin" dedim. Değişiklik olsun, kendimizden çıkalım, başka bir kişiliği deniyerek o feci konuşamamayı dağıtmak için.
Birşey söyleyemedi. Ben de nasıl devam edeceğimi bilemedim.