Bu kitap bana en çok hüzün hissettirdi. Okurken sürekli hayallerle gerçeklerin ne kadar farklı olabildiğini düşündüm. İnsan bazen bir şeyi çok ister, hatta olacağına inanmak ister ama hayat her zaman o hayallerle aynı yönde ilerlemez. Bu kitap bana biraz bunun kanıtı gibi geldi.
Hikâyede kendimi anlatıcıdan çok Nastenka’ya yakın hissettim. O daha çok duygularıyla ve tutkularıyla hareket eden bir karakter. Bir yandan gerçekleri görmeye çalışıyor ama içinde en küçük bir umut ışığı doğduğu anda bütün o gerçekleri unutabiliyor. Bu tarafı bana oldukça insani geldi.
Kitabın sonu bana çok gerçekçi geldi. Ama yine de anlatıcı için üzülmeden edemedim. Bir noktada kendimi onun yerine de koydum. Çünkü aşk dediğimiz şey gerçekten garip bir duygu. Buna aşk mı demeli, tutku mu demeli, yoksa insanın hayatını değiştirme arzusu mu bilmiyorum. Bazen sen birine tutulursun, o başkasına tutulur. Belki birisi de sana tutulur ama sen ona aynı duyguyu hissetmezsin.
Bu yüzden kitap bana şunu düşündürdü: Bir insan için sonsuz çaba göstermenin pek bir anlamı yok. Bazen bir kere denersin, ama olmayacağını anladığında acı çekeceğini bilsen bile uzaklaşmak gerekir. Çünkü bazı şeyler ne kadar istesek de gerçekleşmez; olacak olan zaten olur.