Aşk konusundaki sûfiyâne spekülasyonların İslâm dünyâsında cinselliğe karşı şüphe ve ürkeklik yarattığı söylenebilir. Bu durum, zamanla kadının sosyal hayatın dışına itilmesine yol açmış, âdeta bütünüyle erkeklerden oluşan bir toplum yapısı doğmuştur. Kalın duvarlar ardındaki altın kafeslerinde yaşayan kadınların, müslüman toplumlarda, sanılanın aksine, son derece yüceltildiği de bir gerçektir. Değil yüzlerini, saçlarının bir telini bile görmek yürek çarpıntılarına yol açar ve sözgelişi böyle bir saç telinden hareketle erişilmez güzellikler hayal edilirdi. Kadının bu erişilmezliği, aşkların kolayca müteal (aşkın) bir alana aktarılmasına sebep olmuştur. Masallar ve halk hikâyelerimiz, penceresinde bir sâniye görünüp kaybolan veya tesadüfen resimleri ele geçirilen güzellere âşık olarak mecnûna dönmüş güzel delikanlıların mâcerâlarıyla doludur. Böyle mâcerâlarda sevgililer birbirlerine genellikle kavuşamazlar. Zîra "vuslat"ın aşkı öldürdüğüne inanılır.