Dondurmanın keşfi Osmanlı devrinde olmustur. Rivayet odur ki süt, şeker ve salep karışımını bozulmasın diye kara gömen Maraşlı Osman Aga, karışımın ertesi gün aldığı kıvam ve lezzeti pek besentir. Tadına bakanlar da çok sever. Böylece başlar dondurmanın kâyesi. Zamanla çesnilenir, aromalanır, meyvelenir, yediden yetmise herkesin sevdiği bir tatlı oluverir.
Osmanlı ne muntazam bir devlettir ki, devrinde her şey korunabilmiştir. Ne vakit ki Osmanlı gitmiş, dünya bataklığa dönmüştür, o vakit soluduğumuz hava bile ciğerimize elem verir olmuştur. Her gıda gibi dondurma da bozulanlar arasında yerini almıştır. Ne sütü süt, ne şekeri şeker, ne salebi salep, ne meyvesi meyve, ne de rengi renktir.
Sözüm ona gelişen endüstri, dondurmanın üretimini de değiştirmiş, kolaylaştırmıştır. Süt yerine süt tozu, kıvamlandırmak için jelatin, renk için gıda boyası, tat için mısır şurubu, lezzet için yapay aromalar kullanılmaktadır. Doğal ve sağlıklı geleneksel tatlımız dondurma, yaşadığımız devirde son derece fabrikasyon, yapay ve sağlıksız bir ürün oluvermiştir.