Fatma Feyza AKYOL

Fatma Feyza AKYOL
Öğrenci
Bilgisayar Mühendisliği
67 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
Ama yaşlı sadrazamını henüz inandıramamıştı. Yüreğine ince bir sızı girdi. Bir an için endişelendi. Ne de olsa yaşlı sadrazamın müthiş bir tecrübe birikimi var dı. On beş yaşından beri devlet hizmetindeydi. Kendisi ise on beş yaşını geçeli ancak birkaç yıl olmuştu. Bu açıdan şartlar aleyhine görünüyordu. Fakat şartlara teslim olmayacaktı. Çandarlı'ya döndü: "Bak a vezirim," diye söze başladı, öfkesini tereddüdü. ne sarıp yutkunarak; "ben ne babama benzerim, ne ba- bamdan öncekilere. Şimdiki zaman başkaca zamandır. Çaresi yok fetih olacak." İhtiyar sadrazam, tezini savunma kararlılığı içinde tek geri adım atmadı: "O zaman bil ki, bunun mes'uliyeti tamamıyla sana ait- tur, çünkü akıbeti hayır görmüyorum. Bizans İmparatoru unvanını alayım derken, korkarım padişahlıktan da olacaksın. Bu ne hirs!" Padişah ilk defa öfkelendi: "Hırs değil iman!" diye bağırdı, "dedik a, ya biz onu, ya o bizi! Hakikatli hükümdar olmanın başkaca çaresi yok- tur." "Elinde olanla yetinsene." "Elimdekiyle yetinirsem elimde olan da gider Çandarlı, ne belledin! Zirvede durulmaz, ya devamlı tırmanırsınız ya da aşağı kayarsanız. Ben gencim, tırmanacağım!"
Sayfa 80·Kitabı okudu
Tarih
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İbret aynasında zaman
RAHMETLİ CEVDET PAŞA tarihten ne anladığını şöyle ifade eder: "Tarih bilmeyen diplomat, pusuladan anlamayan kaptana benzer. Her iki hâlde de karaya oturmak tehlikesi yüksektir." Her ne kadar günümüzde "geçmişe mazi" deniyorsa da, tarih gerçek bir ibret aynası ve tam bir "tecrübe tahtası"dır. Devlet adamları, yöneticiler ne kadar tarih bilirlerse, tarih kendi olumsuzluklarını o kadar az tekrarlar. Tarihin güncel yansımalarının karmaşık labirentlerine girmeden, -herkesin ve her kesimin kendini görmesi temennisiyle herkese, özellikle de insan hakları, düşünce özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi kavramları sadece kendileri, grupları-grupçukları için isteyen kesimlere tarih aynasını tutmak istiyorum. 000
Sayfa 120·Kitabı okudu
Kissadan hisse... Yenileceğinize değil, yeneceğinize inanın. Geçmişte kalan mağlubiyetleri, üzüntüleri, mutsuzlukları düşünmek yerine, gelecekte oluşacak muhtemel bep rıları, güzellikleri ve mutlulukları düşünün. O zaman kendinizi daha mutlu hisseder ve başarılı olursunuz.
Sayfa 132·Kitabı okudu
Osmanlı Yaşam kuralları
Osmanlı bir "töre devleti" kurmuştur. Başta padişahlar olmak üzere, kanunu kadim, özetle "töre", herkesi bağlar. Hiç kimsenin kudret ve kuvveti "mutlak" değildir. Özellikle padişahlar denetim altındadırlar ve kanunlarla törelere uymak zorundadırlar. • Padişahlar savaş ve barış ilanı hakkından bile mahrumdurlar. Bunun için ulemanın onayını almak zorundadırlar • İsrafa ve sefahate meyleden padişahlar, ulema fetvasıyla halledilir (tahttan indirilir). Avrupa'daki gibi istibdat ve mutlakıyet yoktur, insanlık vardır. • Osmanlı Devleti, insan, hayvan ve bitkiye yönelik hizmetler üreten büyük bir hayır kurumuna dönüşmüş- tür. Padişahlar bu büyük hayır kurumunun garsonlarıdır! • Yükselme devrinde padişahların şeyhülislâmları görevden alma yetkileri yoktur, ama şeyhülislâmlar padişahları azletme yetkisine sahiptirler. • Osmanlı devlet sistemi, pek çok yabancı düşünürün tetkik ve tescilinden geçtiği üzere "mutlakıyet" değil, insanı merkez alan ve insana değer veren, bugünkü anlayışa yatkın demokratik bir yapıdır. İnsanı merkez alan anlayışın kaynağı Kur'an'dır ve Kur'an hükümleri zulüm ve istibdat meyline karşı en büyük engeldir. Bu yüzden padişahlar ve yöneticiler zulmü bir yöntem olarak benimsememişler, bu yoldaki bazı münferit hareketleri ise şiddetle cezalandırmışlardır. Her padişah, tahta çıkar çıkmaz, Kur'an'a ve töreye bağlı kalacağına yemin eder. • Halkın iradesi padişahın nüfuz ve kudretinden üs tündür. Bu yüzden padişahlar zaman zaman kıyafet değiş- tirip halkın içine karışmakta, talep ve değerlendirmeleri birinci elden almaya özen göstermektedirler. • Sultan I. Mahmud devri reisü'lküttablarından (dışişleri bakanı diyebiliriz) Emârzâde Hacı Mustafa Efendi, Fransız Sefiri Marquis Villeneuve'e söyledikleri meşhurdur: "Aslına bakarsanız, Osmanlı Devleti, adı henüz
Sayfa 152·Kitabı okudu
Tiryaki Hasan Paşa, düşman karargahı tamamen te- mizlenip kontrol altına alındıktan sonra, Arşidük Ferdi- nand'ın otağına (büyük çadır) girdi. Otağın ortasında et- rafı altın ve gümüş parmaklıklı, başları mücevherli, direk- leri elmaslı bir taht vardı. Tahtın iki yanında sırma saçaklı on iki koltuk, hemen önünde ise en az dört metre uzunlu- ğunda süslü bir yemek masası duruyordu. Tiryaki Hasan Paşa, önce iki rekat "şükür namazı" kıl- dı. Sonra Ferdinand'ın muazzam tahtına oturdu. Komu- tanlarını da koltuklara buyur etti. Dikkatle yüzlerine baktı ve dedi ki: "Onlar işte bu tantana, bu gösteriş merakı yüzünden kaybettiler. Biz kulluğumuzla kazandık." Ayağa kalktı: "Zafer ihsan eden Rabbimize hamd olsun," diye sür- dürdü konuşmasını. "Bilin ki bu zaferi dört temel esasa riayet etmemize borçluyuz. Bu esaslardın birincisi sabır- dır. Her türlü yokluk karşısında sabrettik, başarıaan asla ümit kesmedik, kazanacağımıza inanmaktan vazgeçmedik ve kazandık. Bize zafer kazandıran sebeplerden ikincisi sebattır. Kararlı davrandık, mevzilerimizi koruduk, eli- mizden geleni yaptık. Üçüncüsü, birlikte hareket ve ku- mandana itaattir. Muhasara boyunca yüreklerimizi birleştirip Peygamber Efendimizin yüreğiyle bütünledik. Birlik- te hareket ettik. Dördüncüsü sevgidir. Allah'ı, Peygam ber'i, hayatı ve birbirimizi çok seviyoruz. Bu şekilde ya- şamaya devam edersek, Cenab-ı Allah bize daha nice zaferler ihsan edecektir."
Sayfa 178·Kitabı okudu