Evrenden bıktığımı size itiraf edeyim. Tanrı da benim kadar bıktı; nasıl üstümüze kaldığını bilmediğimiz bu aşkın sorumluluklardan bizi kurtaracak bir uykuya seve seve yatardık.
Toplama kampındaki bir insan kendisine saygısını korumak için son bir mücadele vermediği takdirde birey olma; aklı, iç özgürlüğü ve kişisel değerleri olan bir varlık olma hissini kaybediyordu. Bu durumda kendini sadece korkunç bir insan kitlesinin bir parçası olarak görmeye başlıyor ve varoluşu, hayvan yaşamı seviyesine iniyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Pencereden dışarı bakmış bulundum. Henüz götürülen ceset bana donuk gözlerle bakıyordu. İki saat önce o adamla konuşmuştum. Şimdi de çorbamı içmeye devam ediyordum.
Biri bize Dostoyevski'nin insanı hemen her şeye alışabilen bir varlık olarak tanımlamasının anlamını sorsaydı derdik ki: "Evet, insan neredeyse her şeye alışır ama bunun nasıl olduğunu bize sormayın." Ne psikolojik incelemelerimiz ne de biz tutsaklar henüz o kadar ileri gitmemiştik. Psikolojik tepkimizin hâlâ ilk evresindeydik.
Başka bir grup tutsağın içkileri ise neredeyse sınırsız olarak SS tarafından karşılanıyordu. Bunlar gaz odaları ve fırınlarda çalışanlardı, bir gün yeni bir grubun onların yerini alacağını ve zorla yerine getirdikleri cellat rolünü bırakıp kurban durumuna düşeceklerini çok iyi biliyorlardı.