Bu kitabı okurken, içimde hep okumak için geç kaldığıma dair bir his vardı. Fakat bitirdikten sonra şunu farkettim, bu kitabın okunması gereken 'doğru yaşı' yok .Öyle ki, daha gençken okusaydım bana dünyanın kurulu düzenini değiştirebilme duygusunu verebilirdi.(Tıpkı Winston'ın hikayenin orta kısımlarındaki inancı gibi.)Şu an yirmilerimin başında bir insan olarak, kitap bana kabullenmem gereken bir dünya olduğunu hatırlatıyor. 'NASIL'ını anlıyorum, NEDEN'ini anlamıyorum .' Daha ileri bir zamanda tekrar okursam, şüphesiz kitabın bende uyandırdıkları çok daha farklı olacak. Belki de NEDEN'ini anlamış olacağım.
1984, bize içgüdülerinden yoksun otomatlaşmış insanlar topluluğundan oluşan bir ütopya sunarken, bir romantik olarak en çok etkilendiğim nokta; insanların duygusal anlamda hapsedilmiş olmasıydı. Okurken zaman zaman kendimi Winston'a dönüşmüş olarak buluyordum. Winston'ın içinde bulunduğu buhran beni de boğuyordu adeta. Bir an olsun o karanlık ve hissiz atmosferden çıkmak istiyorsunuz. Bu anlamda, Orwell'ın kelimeleri bizi bu ütopyaya karşı uyarırken zihnimize tokat gibi çarpıyor.
1984, salt bilim-kurgu , sosyal-bilim ya da distopik kurgu olarak 'etiketlenemeyecek' bir kitap. O'nda hem geçmişi, hem de geleceği hatta şimdiki zamanı bile bulabilirsiniz.