Çocuk küçüktür, ama büyük adam onun içindedir; beyin daracıktır, ama düşünceyi içine alır; göz bir noktadan öte bir şey değildir, ama fersah fersah uzamları kucaklar.
Taș devrinin bașlarında yaşamış olan insanlar, avlanır, ateş yakar, taștan -ve muhakkak tahtadan da-- oldukça karmaşık çeșitli aletler yaparlardı. Daha sonraları mağara duvarlarına resimler yaptılar ve bunların içinden bazıları ölüm sonrası hayata inancı yansıtan izler tașımaktadır. Bu denli zengin kültürlerin bir kuşaktan diğerine dil kullanılmaksızın ve sadece gençlerin yaşlları taklit etmesine dayanarak aktarılması olanaksız görülmektedir. Tarih öncesi devirlerin ilk döneminde insan_ ömrü, günümüzdekinden çcok daha kısaydı. İnsanları çoğunun yetişkinliğe varmış olsalar bile, otuzbeş yașa basmadan öldüğü sanılmaktadır. Bu yaștaki insanların çocukları da küçük olduğundan, bir kuşakla diğeri arasındaki iliski kısa süreli oluyordu. Bu şartlar altında dilin eski kuşakların birikmiş bilgilerini yeni kuşakların aktarmada en önemli eğitim yolu olmuș olması gerekir. Dilin yașama gücü çok fazladır.
Konuşma, şüphesiz ki insan faaliyetlerinin en eskilerinden biridir_ve insanla birlikte gelismiş olduğu sanılmaktadır. Fakat nasıl meydaną gelmiş olduğu bir sırdır. Bazı araștırıcılar, ilk sözlerin doğal 'seslerin taklidinden doğduğunu sanmaktadır; bunlar,. onoma- tope adı verilen "güm", "pat", "fıs", "sırıl şırıl" gibi kelimelerdir. Bașkalarıysa ilk kelimelerin çeșitli hayvan seslerinin geliştirilerek taklit edilmesinden doğduğuna inanmaktadır. Kesin olarak hiç bir șey söylenemez ve tahminlerde bulunmak çok güçtür.
Yüzyıllardan beri dönüp durmakta olan zulüm tekerleğinin dönüşünün yavaşlatılması, baskının hafifletilmesi bir şeyi değiştirmezdi; baskı ve zulüm tümden yok edilmeliydi.