Türk köyünü hâlâ:
"Çoban kaval çalar,
Anın Hayatı şairanedir.
Fısıldaşır, sükût eder,
Bu bir güzel teranedir."
gibi dörtlüklerdeki havayla düşünenler, bu memleketi tanımıyorlar; onun gerçekleriyle hallü hamur olmadıkça köyü bildiğimizi iddiadan, onun adına avukatlık etmekten vazgeçelim bari.
Temmuz geldi, ekinler yetişti. Arpalar bir karış, buğday ve çavdarlar üç. Biz de herkes gibi, alıp orağı biçmeye koyulduk. Bazı gün belden olduk büküle büküle, bazan dizden olduk, arpa yolarken çöke çöke, her zaman da elden olduk çeke çeke...
Hemen unutmadan söyleyim. Alfabede, "Baba bana bal al" cümlesini okurken, sordum: Elli altı öğrenci içinde, yalnız bir tanesi bal görmüş. Gerisi bilmiyor. O çocuk da, başka bir köye gezmeye gittiğinde görmüş... "Öğretmenim, ata mı benzer bal, yoksa kuzuya filan mı?" diye bir soru yağmuruna tutulup tanımlayamamıştım...