''Peki yarın? Kalkınca nereye gideceksin?''
''Hiçbir yere. Ya da belki yine de bir yerlere giderim.''
Ne önemi var ki, sonuçta hiçbir yerde rahat yok.. Uyumak zor işte, her yerde saatler var, çanlar çalıyor.
Dışarıdaki fırtınadan ağaçlar çatırdayacak ama artık içime korku salamayacak, ne kırmızı bulutlar ne de şehir ışıkları.
Evime döneceğim, hiç sahip olamadığım evime ya da hatırlamayacağım kadar uzaklardaki evime; çünkü oradayken aslında kendimi hiç bir zaman, asla evimde hissetmedim.
Osamu Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken’den sonra okuduğum ikinci kitabı. Dazai’nin hayat hikayesini düşündüğümüzde bu kitabında da kendinden izler görebiliyorsunuz. Bu kitabı benim gözümde umutla ilgili bir parçası.
Kitap genel olarak savaş sonrası bireydeki çaresizlik, hayatında bir amaç bulmaya çalışması gibi konular üzerinde (tabiki iyi konular da oluyor eserde)
Mutlu değilim ve görünüşe göre, mutsuzluğum sadece dünyada olan bitenler yüzünden de değil.(syf52)
Kitaptaki karakterimiz tarlakuşu yaşamayı kendisine fazla gören, kendini değersiz hisseden, kendisiyle sorunları olan bir karakter. Bir gün kan kusmaya başlıyor tedavisi için babasının seçtiği sağlık dojasına gidiyor. Kitapta da bu dajoda yaşadıklarını mektuplar sayesinde arkadaşına anlatıyor.
Tarlakuşunun bu dojada bir amacı var mı? Burada yeni bir adam olabilecek mi? Bu ölüm isteğinin yerini yaşama isteği alabilecek mi?
Kendi mücadelesi bence dajoya ayak bastığı ilk an başlıyor içinde bulduğu ufacık kıvılcımın büyümesiyle alevleniyor.
İyi okumalar