Her Temas İz Bırakır bir cinayet soruşturmasından çok, Behzat Ç. denilen deli, küfürbaz ve kural tanımayarak kendi adaletini dayatan adamın ruh halinin ve Ankara'nın gri, soğuk atmosferinin derin bir betimlemesidir. Eğer hızlı, kuru ve sadece olaya odaklanan bir polisiye bekliyorsanız, bu kitap sizi yorabilir. Ancak, karakterlerin yaralarını, toplumsal çarpıklıkları ve polisin arka odalarını dürüstçe anlatan bir metin arıyorsanız, doğru yerdesiniz.
Behzat Ç.'nin siniri, öfkesi ve küfürleri yapmacıktan o kadar uzak ki, okurken "bu adam içimizden biri" hissine kapılıyorsunuz. İdealist olmaktan çok , sadece kendi doğrusunu bilen, yorgun bir adam. Emrah Serbes , onu bir anti-kahraman olarak yaratmış. Ne kurtarıcı ne de tam bir iyi. O, sadece yaralı. Kendi acısını başkalarının acısında eritmeye çalışan bir serseri. Kitabın akıcılığını sağlayan da, bu karakterin acımasız dürüstlüğü.
Ekip (Harun, Hayalet, Akbaba, Eda, Cevdet, Selim) Behzat'ın yörüngesindeki gezegenler gibidir. Her biri kendi mizahıyla ve trajedisiyle Behzat'ın dünyasını tamamlar. Her biri, memur maaşıyla geçinmeye çalışan, kendi dertleri, aşkları ve takıntıları olan sıradan insanlardır. Diyaloglar, yer yer mizahla karışık olsa da, asla yapmacık durmaz; tam tersine, Emniyet'in koridorlarındaki o boğucu havayı dağıtan bir nefes gibidir. Behzat'ın 'it uğursuz' dediği düzenin içinde, insani kalmaya çalışan, birbirine sarsılmaz bir bağla bağlı, arızalı bir 'aile'dir.
''Telafisi en güç şey dikkatsizlik sonucu kırılan kalplerdir. İş işten geçtiğinde bütün mazeretler tedavülden kalkar, kıran da kırılan da piç gibi ortada kalır.''
Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulması... Bu garip olay, modern insanın yabancılaşma ve değersizleşme kabusunun belki de en gerçekçi metaforu.
Kitap boyunca sorguladığım tek şey, Gregor'un fiziksel dönüşümün mü daha korkunç olduğu, yoksa Samsa ailesinin Gregor'a ve kendi duygularına karşı sergilediği duygusal dönüşüm mü?
Gregor, böceğe dönüştükten sonra bile ailesinin geçimini düşünen, sorumluluk sahibi birisiyken; ailesi onu bir yük, bir engel ve hatta bir çöp olarak görmeye başlıyor. Odasına kilitlenişi, eşyalarının elinden alınışı... Bunlar sadece böceğe yapılan muameleler değil, aynı zamanda toplumun üretkenliğini kaybeden bireye uyguladığı yok sayma eylemleri.
Sonuçta " Dönüşüm ", bir böceğin hikayesi olmaktan çıkıp, aile bağlarının, sevginin ve hatta insan olmanın bile koşullara bağlı olduğu gerçeğini yüzümüze vuran, sarsıcı bir deneyime dönüşüyor. Kitabın sonunda duyulan Samsa ailesinin ve bizlerin o "rahatlama" hissi, toplumsal baskının ve yükün kalkmasının verdiği geçici bir huzur mu, yoksa okuyucunun bile bu yükten kurtulduğu için duyduğu utanç verici bir sevinç mi?