Karadeniz ıssız, karanlık bir denizdir; tasalı kırgın. Ve bir göl gibi sıkışıp kaldığı karaların kıskacında bunalmış gibidir. Kıyılar boyunca uzanan yamaçlar bütün mevsimlerinde yılın ince bir pusla örtülüdür. Ve tütün tarlalarının fındık bahçelerinin ormanların fundalıkların ve yürek dondurucu uçurumların kıyısından geçen bir otobüs yolcusu başta koyu, ıslak ve derin olanları gelmek üzere yeşilin bin bir çeşidini görür. Ataol Behramoğlu Kızıma Mektuplar
Alıntı
okuma listesi
Kendime yeni bir okuma listesi oluşturdum. Sanırım 2026 bu listeyle biter. Yazmakta olduğum romanda beni besleyecek kitaplar seçtim. Listem hakkında ne düşünüyorsunuz? İçlerinde okuduklarınız var mı? 1. Hoşça Kal Berlin - Christopher Isherwood 2. Cenaze Evi Şenlik Evi - Alison Bechdel 3. Yalın Tutku - Annie Ernaux 4. Tünel - Ernesto Sabato 5. Baykuş Çığlığı - Patricia Highsmith 6. Röntgenci - Alain Robbe-Grillet 7. Lol V. Stein’in Kendinden Geçişi - Marguerite Duras 8. Sen Gittin Gideli - Elena Ferrante 9. Fındık Kabuğu - Ian McEwan 10. Sevgili - Marguerite Duras
Okuma Hedefi
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sana gül bahçesi vadetmiyorum ama işine gelirse fındık tarlası var.
Formülün Dışındaki Kızlar
Önümdeki masada duran boşanma dilekçesinin "Geçimsizlik Nedenleri" kısmına bakıyordum. Otuz yaşındaydım, 3 yıldır avukatlık yapıyordum ama adliye koridorlarında geçen bunca zamana rağmen bazı kelimeler hala ilk günkü gibi canımı yakabiliyordu. Müvekkilim, kucağında iki aylık kızıyla karşımda oturan yorgun bir kadındı. Dilekçede tam olarak şöyle yazıyordu: “Davalı koca, müvekkilin erkek çocuk doğuramamasını gerekçe göstererek müşterek konutu terk etmiş, müvekkile psikolojik şiddet uygulamıştır…” Dosyayı yavaşça kapattım. Antalya Adliyesi'nin dördüncü katındaki ofisimin penceresinden dışarıya, uzaklardaki Beydağları'na doğru baktım. Hava sıcaktı ama o kelimeler beni bir anda yirmi yıl öncesine, Elmalı’nın o buz gibi, ahşap kokulu gecelerine götürdü. Kendi çocukluğumun kokusu, burnuma bir kez daha toprak tadıyla karışık havuç ve fındık kokusu olarak geri geldi. Bizim eve fındık, fıstık ve havuç hep çuvalla girerdi. On yaşındaydım ve o güne kadar babam Mücahit’in dünya çapındaki gizli bir sincap örgütünün lideri falan olduğunu sanıyordum. Çünkü normal bir insan, oturma odasının köşesine her hafta yeni bir Antep fıstığı veya fındık çuvalı yığmazdı. Babam kamyonu kapıya yanaştırıp kasaları indirdiğinde, annem Zehra mutfakta içini çeker, Elmalı usulü bir tevekkülle başını sallardı. Babam ise gözleri parlayarak içeri girer, "Bak hanım," derdi, "bu seferki havuçlar özel. Alanya’dan getirttim. Suyunu sıkıp içeceksin, fındıkları da kavurmadan yiyeceksin ki şifası kaçmasın. Bu sefer olacak, hissediyorum." Annem ellerini önlüğüne siler, o her zamanki sakin ama bıkkın sesiyle mırıldanırdı: "Bey, Allah’ın emri bu... Mutfakta aş pişer, çocuk pişmez. Yemekle, çerezle olacak iş değil bu, anla gari." Ben o zamanlar bu konuşmaları bir tür gizli yemek tarifi zannederdim. Evde sürekli bir
Duygu ve Düşünce
Kuş Hatıraları
Yerli malı kullanan yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili kuru incir üzüm fındık tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren kuru üzüm inciri satan karşılığında çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan bir toprağın fertleri... Biraz yoksul biraz mütevekkil biraz mahcup biraz kırılgan biraz naif ama hep umutlu...
Şiir
Kurt darlandı fındık toplamak istiyor